|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
AĞLAMA YÂ FÂTIMA!
Üç gün kalmış
idi ki, Resûl'ün vefâtına,
Cibrîl
aleyhisselâm, geldi huzûrlarına.
Dedi: (Yâ
Resûlallah, Rabbin selâm ediyor.
“Habîbim
nasıl oldu?” diye hatır soruyor.)
O günlerde,
Resûle, hediye kabîlinden,
Birkaç "altın"
gelmişti, sahâbenin birinden.
Resûlullah
görünce, o gelen altınları,
Buyurdu ki:
(Dağıtın fukarâya onları.)
Götürüp
dağıttılar şehrin fakîrlerine.
Velâkin
ellerinde, bir miktâr kaldı yine.
Aliyyül
Mürtezâ’ya, buyurdular ki hemen:
(Sen de,
bu altınları götür dağıt tamâmen.)
Vefâttan bir
gün önce idi ki, Resûlullah,
Mescid-i
şerîfine teşrîf etti o sabah.
Gördü ki, Ebû
Bekr-i Sıddîk’ın arkasında,
Sahâbîler saf
tutmuş, namâz kılar o anda.
Bu hâle
sevinerek, tebessüm buyurdular.
Kendi de, en
son safta Ebû Bekr’e uydular.
Eshâb,
Resûlullahı gördü selâm verince.
“Hastalık
geçti”
sanıp, gark oldular sevince.
Lâkin
Peygamberimiz, odasına girdiler.
Bundan sonra
bir daha, namâza gelmediler.
Bir müddet
istirâhat ederek, sonra yine,
"Aliyyül
Mürtezâ"yı çağırdı hânesine.
Başını,
kucağına koyuverdi Alî’nin.
Fakat çok
değişmişti, rengi nûr cemâlinin.
Hazret-i
Fâtıma da, görünce onu böyle,
Mübârek
huzûruna geldi bir üzüntüyle.
Ellerinden
tutarak, ağladı için için.
Dedi:
(Bizi, kimlere bırakıp da gidersin?
Ey babam,
cânım babam, sana cân fedâ olsun.
Hasan ve
Hüseyin’i kime bırakıyorsun?
Vây babam,
senden sonra nice olur hâlimiz?
Senden sonra,
kimlere bakar bu gözlerimiz?)
Duyunca
Resûlullah, kızının sözlerini,
Hafifçe
araladı mübârek gözlerini.
Ve duâ eyledi
ki Allahü teâlâya:
(Sen
sabır ihsân eyle yâ Rabbî Fâtıma’ya.)
Ve mübârek
kızına buyurdu ki o zaman:
(Ey
kızım, cân çekişme hâlinde şimdi baban.)
Kendisine
bunları söyleyince babası,
İçli
iniltilerle, çoğaldı ağlaması.
Hazret-i Alî
ise, dedi ki: (Ey Fâtıma!
Sus, baban
üzülüyor, daha fazla ağlama.)
Peygamber
Efendimiz, onun bu dediğini,
İşitip, îkâz
etti hemence kendisini.
Buyurdu ki:
(Yâ Alî, ilişme Fâtıma’ya.
Bırak, babası
için ağlasın biraz daha.)
|