|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
PEKİ, ÖYLE YAZ!
Hudeybiye
sulhünü yazmak için, o Server,
Aliyyül Mürtezâ'ya, (kâğıt getir!) dediler.
Sonra emir buyurdu, hem Hazret-i Alî'ye:
(Antlaşmanın başına, bir Besmele yaz) diye.
Lâkin müşrik elçisi, buna etti îtirâz.
Dedi ki (“Bi ismike allahümme” diye yaz.
“Rahmân” ve “Rahîm” nedir, bunu bilmiyorum ben.
Yoksa bu antlaşmayı, imzalamam katiyyen.)
O Server
kabûl edip, (Peki olur) buyurdu.
Zîrâ bu antlaşmada, faydalar görüyordu.
Buyurdu: (Dediğini yaz Süheyl'in yâ Alî!
Zîrâ güzel kelâmdır, onun dediği dahî.)
Peygamber
Efendimiz, hem Hazret-i Alî'ye,
Sonra emir buyurdu şu şekilde yaz diye:
(Bunlar, Resûlullahın, Süheyl bin
Amr'la bir bir,
Üstünde anlaşmaya vardığı maddelerdir.)
Tam da yazmış
idi ki bunu Hazret-i Alî,
Süheyl elini tutup, bir daha oldu mâni.
Resûlullaha dönüp, dedi: (Öyle yazmasın!
Söyle, “Abdullah oğlu Muhammed” diye yazsın.
Zîrâ senin, Allahın Resûlü olduğunu,
Biz kabûl etmiyoruz, o nasıl yazar bunu?
Zâten kabûl etseydik, gelmezdik sana karşı.
Ve yapmazdık seninle, bunca harp ve savaşı.)
Onu da kabûl
edip, buyurdu ki o Server:
(Vallahi siz ne kadar reddetseniz de
eğer,
Ben yine, hiç
şüphesiz Resûlullahım bizzât.
Onu öyle yazmakla, değişmez ki hakîkat.)
Ve Hazret-i
Alî'ye, buyurdu ki: (Onu sil!
Muhammed bin Abdullah diye yaz, mühim değil.)
Lâkin eshâb-ı
kirâm, “Resûlullah” lâfzının,
Silinmesine karşı, hiç elde olmaksızın,
Üzülüp,
hiçbirisi olmadı buna râzı.
Ve hepsinin bu işe, oldu hep îtirâzı.
Ve herşeyi unutup, dediler: (Hayır,
olmaz!
Yâ Alî, sen oraya yine Resûlullah yaz.
Müşriklerin dediği olursa bunda eğer,
Onlarla aramızı, ancak kılıç halleder.)
Peygamber
Efendimiz, sahâbe-i güzînin,
İşbu gayretlerine memnûn oldu ve lâkin,
Sükût
etmelerini, işâret eylediler.
Ve Hazret-i Alî'ye, (Sen onu sil!) dediler.
O dedi: (Fedâ olsun sana cânım, herşeyim.
Lâkin onu silmeye, varmıyor ki hiç elim.)
Peygamber
Efendimiz, buyurdular ki ona:
(O kelime hangisi, sen göster onu
bana.)
O da, o
kelimeyi gösterince, bu sefer,
Mübârek parmağıyla, sildi onu o Server.
|