|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
AĞAÇ SELÂM ALINCA
Peygamber
Efendimiz, evinde otururken,
“Hazret-i Ebû Bekir”, kapıyı çaldı birden.
İzin alıp girince, huzûruna Resûl'ün,
Dedi: (Yâ Resûlallah, çok fazla açım bugün.)
Sonra
Hazret-i Ömer, gelip girdi içeri.
O da Resûlullaha, arz etti aynı şeyi.
Nihâyet biraz
sonra, geldi “Hazret-i Alî”.
O da, Resûlullaha arz etti aynı hâli.
Peygamber Efendimiz, üzüldüler buna pek.
Zîrâ yoktu evinde, hiçbir şey yedirecek.
Söyledi üzülerek hakîkati onlara.
Hattâ kendisi dahî, çok aç idi o ara.
Hem mübârek karnında, “üç taş” bağlı dururdu.
"Üç gün yemek yememek" alâmeti idi bu.
Alî bin ebî Tâlip, arz etti ki: (Şimdi
biz,
Muâz ibni Cebel'e gidelim isterseniz.
Zîrâ onun bahçede, bir hurma ağacı var.
Gidersek ikrâm eder, olmuştur o hurmalar.)
Peygamber
Efendimiz, onun bu teklîfine,
(Peki!) deyip, gittiler hemen onun evine.
Ev sâhibi görünce, şaşırdı sevincinden.
Zîrâ Resûlullahtı, evine teşrîf eden.
Ve yanında ayrıca, Hazret-i Ebû Bekir,
Hem de iki sahâbî gelmişlerdi misâfir.
Dedi: (Yâ Resûlallah, fedâdır cânım sana!
İçeriye buyurun, ne şereftir bu bana.)
Peygamber-i
zîşânla, bu ulu misâfirler,
Muâz'ın hânesinden içeriye girdiler.
Biraz sonra: (Yâ Muâz, hiç hurma var mı?) diye,
Peygamber Efendimiz, sordu bu sahâbîye.
Bu suâl
karşısında, üzüldü ev sâhibi.
Ve şöyle arz etti ki: (Ey Allahın
Habîbi!
Az önce biraz
vardı, dağıttık komşulara.
Mâlesef o hurmadan, hiç kalmadı şu ara.)
Aliyyül
Mürtezâ'ya, buyurdu ki o vakit:
(Şu hurma ağacına, selâmımı söyle
git!)
(Peki yâ
Resûlallah!) deyip Hazret-i Alî,
Gitti hemen ağacın yanına bizâtihî.
Ve şöyle seslendi ki o hurma ağacına:
(Allahın Resûlünün selâmları var
sana!)
O esnâda
ağaçtan, (Aleyküm selâm!) diye,
Resûl'ün selâmına, cevap geldi Alî'ye.
Hattâ aynı zamanda, "hurma" doldu dalları.
Doldurdu bir sepete, hemen o hurmaları.
Getirip arz eyledi, Server-i enbiyâya.
Ve yediler onlardan, hepsi de doya doya.
|