|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
BANA DOĞRU GELİNİZ!
“Uhud”da
harbin seyri, tersine döndü birden.
Zîrâ Hâlid bin Velid, saldırmıştı geriden.
Kargaşa peydâ olan bu düşmanı görünce.
Toparlanamadılar mücâhidler hemence.
Çünkü bırakmışlardı, birçoğu silâhını.
Bir anda şaşırdılar, görünce bu düşmanı.
Kaçan müşrikler dahî, durumu öğrenerek,
Saldırıya geçtiler, derhâl geri dönerek.
Harp meydanı, bir anda, yeniden karışmıştı.
Mü'minler, iki ateş arasında kalmıştı.
Hem önden, hem arkadan, sıkıştırınca düşman,
Zor duruma düştüler mücâhidler o zaman.
Eshâbın irtibâtı, kalmadı birbiriyle.
O şaşkınlık içinde, dağıldılar hâliyle.
Sonra müslümânlarla, kâfirler karıştılar.
Hattâ birbirlerini vurmaya başladılar.
"Hazret-i Alî" der ki: Küffâr hücûm edince,
Dağıldı müslümânlar şaşkınlıktan bir nice.
Düşmanlar arasında kalmıştım ben o zaman.
Yanımda, bir tek kişi yoktu müslümânlardan.
Kâfirlerden çoğunu, öldürdüm çarpışarak.
Lâkin Resûlullahı, eyledim pek çok merak.
Etrâfıma bakınıp, onu göremeyince,
Üzülüp, endîşeye kapıldım ben iyice.
O anda düşündüm ki: “Allahın
Peygamberi,
Küffârın karşısından, bir adım gitmez geri.
Herhâlde Hak teâlâ, bizim günâhımızdan,
Habîbini, semâya kaldırdı aramızdan.
Öyle ise ben dahî, çarpışıp bir an önce,
Şehît olup, Resûle kavuşayım böylece.”
Kılıcımın
kınını, kırdım böyle diyerek.
Hücûm ettim küffâra, tekbîrler getirerek.
Düşmanı kıra kıra ilerlerken o yerde,
Birden "Resûlullah"ı gördüm daha ilerde.
Kâfirler arasında, o da yalnız başına,
Kılıç savuruyordu, hiç durmadan düşmana.
Kendini, hücûmlardan müdâfâ ediyordu.
Yine de tek bir adım, geriye gitmiyordu.
Bir yandan çarpışırken, bir yandan seslenerek,
Eshâbını, yanına çağırıyordu tek tek:
(Ey filân ve
ey filân, bana doğru geliniz!
Bana doğru gelene, cennet var bilesiniz.)
Alî bin ebî
Tâlip ve Üseyyid bin Hudayr,
Ve yine bunlar gibi, bir nice bahtiyârlar,
Derhâl koşup
gelerek, Resûl'ün etrâfında,
Cânlı kale duvarı oldular hep ânında.
Onu, düşman şerrinden korumak maksadiyle,
Aslâ ayrılmadılar yanından bir an bile.
|