|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
BEN ONDANIM, O
BENDEN
“Uhud”da,
kâfirlerin gâyesi yine tekti.
O da, bir fırsat bulup, "Resûlü öldürmek"ti.
Lâkin bu, zordu gâyet, zîrâ eshâb-ı kirâm,
Resûl'ün etrafında, "halka" olmuşlardı tam.
Ona gelen her türlü hücûmlara, her sâat,
Siper oluyorlardı, bedenleriyle bizzât.
Buna rağmen müşrikler, fırsat bulup bir ara,
Yaklaşmışlar idi ki, Resûl-i kibriyâya.
Peygamber Efendimiz, görür görmez bu hâli,
Buyurdu ki: (Şunlara hücûm eyle yâ Alî!)
O, kılıca
sarılıp, derhâl hücûm ederek,
Düşmanın üzerine, saldırdı kükreyerek.
Amr ibni Abdullah'ı, öldürdü vurup hemen.
Diğerlerini ise, kaçırttı o bölgeden.
Bir aralık kılıcı, ikiye bölününce,
O Server, “Zülfikâr”ı verdi ona hemence.
Yine hücûm olmuştu, o ara müşriklerden.
Buyurdu ki: (Yâ Alî, bunları def et benden!)
Yine Hazret-i
Alî, çekerek Zülfikâr'ı,
Dağıttı bir hamlede, hücûm eden küffârı.
Bunu görüp Cebrâil, geldi Resûl katına.
Aliyyül Mürtezâ'yı, eyledi meth-ü senâ.
Peygamber Efendimiz,
buyurdu ki cevâben:
(Ey Cibrîl, elbette ki ben ondanım, o
benden.)
Cibrîl
aleyhisselâm, bu sözün üzerine,
(Ben de ikinizdenim) diye arz etti yine.
Bu sırada, bir nidâ duyuldu ki âşikâr:
(Yiğitlerden Alî ve kılıçlardan
Zülfikâr.)
Küffârın tek
hedefi, "Resûlullah"tı bizzât.
Lâkin eshâb-ı kirâm, vermiyordu hiç fırsat.
Resûl'ün etrâfında, et'ten bir duvar gibi,
Kale oluşturdular, otuz kadar sahâbî.
Ona gelen oklara, o mümtâz sahâbîler,
Kendi bedenlerini ettiler kalkan, siper.
Birçoğu, ona gelen oklara karşı durup,
O Resûl'ün önünde, şehîd oldu vurulup.
Bir ara, müşriklerin sancağını taşıyan,
“Talha bin Ebî Talha”, meydana çıktı o an.
Sonra da seslendi ki: (Kendisine güvenen,
Var ise, çarpışmaya, karşıma çıksın hemen!)
Kâfir, çok
gurûrlu ve kibirliydi bir hayli.
Onun da karşısına, çıktı “Hazret-i
Alî.”
Kâfir, baştan
ayağa bürünmüştü zırhlara.
Allah Arslanı Alî, "Tekbîr" aldı o ara.
Öyle kılıç çaldı ki, sancak tutan kâfire,
Başı kopup, sancağı, düşüverdi yerlere.
Resûlullah ve eshâb, tekbîrler aldı o an.
İnledi yer gök o gün, tekbîr sedâlarından.
|