|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
BANA KİM YARDIM EDER?
(En yakın
akrabânı, dâvet eyle hak dîne!)
Diye vahiy gelince Allahın Habîbine,
Toplayıp,
teblîğ etti dînini onlara hep.
Lâkin îtirâz etti, amcası Ebû Leheb.
Hemen ayağa kalkıp, dedi ki hâzirûna:
(Daha önce davranıp, mâni olun siz
buna.
Onun dediklerini kabûl eder iseniz,
Zillet ve hakârete uğrarsınız hepiniz.)
O Server'in
halası, Âtike hâtun ise,
Dedi: (Böyle konuşmak, yakışır mı hiç bize?
Kardeşimin oğlunun bu dîni, elbette hak.
Bize lâyık değildir, onu yalnız bırakmak.
Bugün bütün âlimler diyor ki ittifakla:
"Kureyş'ten bir Peygamber gelecektir
mutlaka.
Hem de Abdülmuttalîp soyundan gelecektir.
O Resûl işte budur, sözü, hak ve gerçektir".)
Bu sözlere
mukâbil, yine de Ebû Leheb,
Çirkin konuşmasına, devâm edip durdu hep.
O zaman Ebû Tâlip, fenâ gadaplanarak,
Hemen Ebû Leheb'e, bağırdı ki: (Ey
korkak!
Ne için
yeğenime edersin muhâlefet?
Sağ oldukça, biz onun yardımcısıyız elbet.)
Sonra,
Resûlullaha döndürerek yüzünü,
Gâyet ferahlandırdı Allahın Resûlünü.
Dedi ki: (Ey yeğenim, insanları hak
dîne,
Çağıracağın zaman, haber ver bize yine.
Silâhlanıp, seninle hep birlikte gelelim.
Seni, düşman şerrinden muhâfaza edelim.)
Sonra Resûl-i
ekrem, devâmla sözlerine,
Dedi: (Dâvet ederim, sizi islâm dînine.
Ben sizi, dilde kolay, mîzânda ağır basan,
Şu iki kelimeye çağırıyorum şu an:
“Lâ ilâhe
illallah, Muhammedün Resûlullah”
Buna inanırsanız, bulursunuz hep felah.
Benim bu dâvetimi, hanginiz kabûl eder?
Ve hanginiz
bu yolda, bana hep yardım eyler?)
Üç defâ
tekrâr etti, Resûl bu teklîfini.
Kimse cevap olarak, çıkarmadı sesini.
Yalnız her defâsında, bir kimse kalkıyordu,
(İnandım, her yardıma ben hazırım!) diyordu.
Hazret-i Alî idi bu şerefe kavuşan,
Hem henüz çocuk olup, on yaşındaydı o an.
Üçüncüde kalkarak, dedi: (Yâ
Resûlallah!
Senin nübüvvetine, inanıyorum vallah.
Gerçi yaşça bunların en küçüğü isem de,
Sana yardım ederim her zaman ve her yerde.)
Peygamber
Efendimiz, tuttu onun elinden.
Diğerleri, hayretle dağıldılar evinden.
|