|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
CEMÂATE YETİŞSİN!
Birgün
“Hazret-i Alî”, bir sabah namâzına,
Gidiyorken, rastladı ihtiyâr bir insana.
Aynı istikâmette giderdi o da o an.
Lâkin yavaş giderdi, "çok yaşlı" olduğundan.
Alî bin ebî Tâlip, cemâate yetişmek,
Düşüncesiyle onu, istedi geçip gitmek.
Velâkin hürmet edip, onun "ak sakalı"na,
Önüne geçemeyip, takıldı arkasına.
İhtiyârın ardından, yavaşça yürüyerek,
Geldiler bu şekilde, mescidin önüne dek.
Sonra Hazret-i Alî, mescide girdi, fakat,
Devâm etti yoluna, oradan o yaşlı zât.
Alî bin ebî Tâlip, anladı ki bu sefer,
O kişi mü'min değil, "hıristiyân"mış meğer.
Velhâsıl içeriye tam girdiği sâatte,
Gördü ki, hep rükûa eğilmiş cemâat de.
Güneşin doğmasına, kalmıştı az bir zaman.
Aceleyle son safta, imâma uydu o an.
Resûlullah, rükûda bir müddet beklediler.
Sahâbe-i kirâm da, bunu merak ettiler.
Namâz bittikten sonra, sordular:
(Efendim, siz,
İlk rükûa gidince, niçin çok beklediniz?)
Buyurdu ki:
(Rükûdan doğrulacağım zaman,
Sür'atle geldi Cibrîl, Sidret-ül müntehâ'dan.
Eli ile başıma, kanadıyla arkama,
Bastırıp, mani oldu o rükûdan kalkmama.
Bir müddet öyle kalıp, bıraktı sonra beni.
Ben dahî anlamadım, bu işin sebebini.)
O sırada,
Allahın emri ile Cebrâil,
Sevgili Peygamberin yanına oldu nâzil.
Dedi: (Yâ Resûlallah, emriyle Rabbimizin,
Geldim ki, bildireyim hikmetini bu işin.
Sen, birinci rükûdan tam kalkacaktın, fakat,
Bana, Hak teâlâdan erişti bir tâlîmât.
Buyurdu ki, “Acele, Habîbime git şu
an.
Ve sırtına bastır ki, kalkmasın o rükûdan.
Zîrâ Alî kulum da, namâza gelmektedir.
Bir yaşlının peşinden, yavaş yürümektedir.
Çünkü o ihtiyârın, hayâ edip yaşından,
Önüne geçemeyip, yürüyor arkasından.
Habîbimin sırtını git tut ki,
doğrulmasın.
Alî de, cemâate yetişip, sevâp alsın.”
Ben de bu
emir ile, yetiştim yanınıza.
Ve hemen kanadımla, bastırdım sırtınıza.)
Peygamber
Efendimiz, çok hayret eylediler.
Ve ondan duyduğunu, eshâba naklettiler.
"Aliyyül Mürtezâ"nın, Hak teâlâ indinde,
Kıymeti, daha iyi anlaşıldı o günde.
|