ŞİİRLERLE MENKIBELER

DÖRT BÜYÜK HALİFE

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

04 - HAZRET-İ ALÎ (Radıyallahü Anh)

DÜNYÂYA GELDİĞİ GÜN

 

Şöyle nakledilir ki Câbir bin Abdullah'tan:

Eshâb suâl ettiler, birgün Resûlullahtan.

 

Dediler ki: (Alî'nin, dünyâya gelmesiyle,

İlgili bir mâlûmât verir misiniz bize?)

 

Buyurdu: Hak teâlâ, dünyâyı yaratmadan,

Alî'yle ikimizi, yarattı aynı "Nûr"dan.

 

Allahın huzûrunda, onu tesbîh ederdik.

Bir sulb'den bir rahim'e, birlikte nakledildik.

 

Ben, Abdülmuttalîp'ten, “Abdullah”ın sulbüne,

O da, "Ebû Tâlib"in sulbüne geçti yine.

 

Abdullah'ın sulbünden, “Âmine”ye geçtim ben,

Alî de, “Fâtıma”ya geçti Ebû Tâlip'ten.

 

O gece, tam bin kişi, hepsi rüyâlarında,

(Bu doğan kimdir?) diye, işittiler bir nidâ.

 

Buna cevap olarak, şöyle ses işitildi:

(Alî bin ebî Tâlip, dünyâya teşrîf etti.)

 

Zelzele oldu o gün Mekke'de birdenbire.

Putlar, yüzü üzeri devrildiler hep yere.


Mekke halkı, bu hâlden endîşe eylediler.

(Bu gece, fevkalâde hâdise var) dediler.

 

O esnâda, şöyle bir nidâ geldi gâibten.

Diyordu ki: (Bu gece, müşrikleri kahreden,

 

Habîbullahın mührü, âbidlerin zîneti,

Kendisinde toplayan, ilim ile hikmeti,

 

Cehil karanlığına, ziyâ ve ışık salan,

Alî bin ebî Tâlip, dünyâya geldi şu an.)

 

Yine Peygamberimiz, Mekke'yi fethedince,

Beytullah'ın içinde, putlar vardı bir nice.

 

Resûl'ün emri ile, bir bir kırıp attılar.

Lâkin bir tânesini, yerinde bıraktılar.

 

Zîrâ o, "büyük" olup, hem "Taş"tan yapılmıştı.

Zincir ve çivilerle, tavana çakılmıştı.

 

Peygamber Efendimiz, bizzât girdi Kâbe'ye.

Hazret-i Alî'yi de, çağırdı içeriye.

 

Buyurdu ki: (Yâ Alî, omuzuma basarak,

O putu deviriver, bağlarını açarak.)

 

Dedi: (Yâ Resûlallah, fedâdır cânım sana.

Nasıl basabilirim, ben senin omuzuna?

 

İşte benim vücûdum, her zaman emrindedir.

Siz benim omuzuma bassanız, yerindedir.)

 

Buyurdu ki: (Yâ Alî, bendeki Nübüvvetin,

Sıkletini çekmeye, tâkatin yetmez senin.)

 

Alî bin ebî Tâlip, Resûl'ün arzûsuna,

Uyarak, basıp çıktı mübârek omuzuna.

 

Bir eliyle o putu, zincir ve çivilerden,

Tamâmen ayırarak, acele indi hemen.

 

Dedi: (Yâ Resûlallah, çıkınca ben oraya,

Sandım ki değdi başım, sanki Arş-ı âlâya.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan