ŞİİRLERLE MENKIBELER

DÖRT BÜYÜK HALİFE

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

04 - HAZRET-İ ALÎ (Radıyallahü Anh)

O, MELEK DEĞİLDİR

 

Aliyyül Mürtezâ'ya, o Server-i Kâinât,

Husûsî nasîhatler ederdi ona bizzât.

 

Birgün de buyurdu ki: (Yâ Alî, olma cimri.

Cömert ol ve katiyyen, ayıplama kimseyi.

 

Buz, nasıl erir ise güneşin karşısında,

Öyle erir günâhı, cömert insanların da.)

 

Bilâl-i Habeşî de, rivâyet eder ki hem:

Yanımıza gelmişti, bir zaman Fahr-i âlem.

 

Gâyet sevinçli olup, tebessüm ediyordu.

Ondördüncü ay gibi, yüzü nûr saçıyordu.

 

Dedim ki: (Anam, babam, fedâ olsun yoluna.

Sizdeki bu nûr nedir, çok parlak geldi bana?)

 

Buyurdu: Amcam oğlu, kardeşim ve dâmâdım,

Hakkında, Rabbimizden şimdi bir müjde aldım.

 

Nikâh ettiği zaman, Alî'ye Fâtıma'yı,

Rıdvân'a emretti ki, (Sallayıver Tûbâ'yı!)

 

O, Tûba ağacını, tutup salladığında,

Çok "senetler" saçıldı o ağaçtan ânında.

 

Onların üzerinde, şu yazı vardı ki hem,

Ondandır işte benim bu sevincim ve neş'em:

 

(Kim benim Resûlümle, onun ehl-i beytini,

Severse, görmez onlar Cehennem ateşini.)

 

Peygamber Efendimiz, buyurdu ki birgün de:

Aç, susuz ve çıplakken halk Kıyâmet gününde,

 

Biz "dört kişi", binekler üzerinde oluruz.

Ben, Burak üzerinde bulunurum bâhusûs.

 

Sâlih aleyhisselâm, devesine biner, ve,

Biner Fâtıma dahî, Asbâ adlı deveye.

 

Aliyyül Mürtezâ da, cennet develerinden,

Birisine binerek, gider benim önümden.

 

(Lâ ilâhe illallah, Muhammed Resûlullah!)

Diye nidâ edince, melekler görür nâgâh.

 

Kendi kendilerine, şöyle zannederler ki:

"Bu, büyük meleklerden biridir elbette ki."

 

Hak teâlâ katından, o esnâda bir nidâ,

Gelir ki, herkes onu işitirler o anda.

 

Der ki: (Ey mahşer halkı, o, bir melek değildir.

O, benim Habîbimin eshâbından Alî'dir.)

 

Birgün de buyurdu ki: (O Kıyâmet gününde,

Ben gelirim, Alî de durur benim önümde.

 

Livâ-i hamd’i dahî, o taşır ki o zaman,

Sancak, iki parçadır sündüs ve istebrak'tan.)

 

Biri suâl etti ki: (Yâ Resûl-i müctebâ!

(Nasıl taşıyabilir, o sancağı acabâ?)

 

Buyurdu ki: (Elbette, onu taşıyabilir.

Çünkü ona, çok üstün hasletler verilmiştir.

 

Sabrı bana benziyor, güzelliği Yûsüf'e.

Benzer kuvvette dahî, o aynen Cebrâil'e.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan