|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
RESÛLULLAHIN NASÎHATİ
Peygamber
Efendimiz, hadîs-i şerîflerde,
Aliyyül Mürtezâ'yı, övmüştür birçok yerde.
Meselâ buyurdu ki: (Alî halk
olmasaydı,
Fâtıma'ya münâsip, bir kimse bulunmazdı.
Kim Alî'ye düşmanlık beslerken ölse eğer,
O, îmânsız olarak rûhunu teslim eder.)
Birgün de
buyurdu ki kendisine hitâben:
(Yâ Alî, sen herşeyi, iste yalnız Rabbinden.
Bilmediğin birşeyi, sorduğunda insanlar,
“Bilmiyorum” demekten, utanma yine zinhâr.
Güler yüzlü, cömert ol, kimseyi kırma sakın.
Bu üçü, şiârıdır zîrâ her müslümânın.)
Enes bin
Mâlik dahî, şöyle rivâyet eder:
Birgün Resûlullahla, otururduk berâber.
Ensârdan Ebû Ukayl, sordu Resûlullahtan:
(Senden sonra en üstün, kimdir bu insanlardan?)
(Ebû Bekr-i
Sıddîk'tır)
diye cevap verince,
(Ondan sonra kim?) diye, sordu yine hemence.
Resûlullah, (Ömer'dir) buyurunca cevâben,
(Ömer'den
sonra kimdir?) diye sordu o hemen.
(Osmân ibni Affân'dır) buyurunca o Server,
(Peki, Osmân'dan sonra, kimdir?) dedi bu sefer.
Peygamber Efendimiz, buna dahî cevâben,
(Aliyyül Mürtezâ'dır) buyurdu ona hemen.
Hazret-i Peygamberin cevâbı üzerine,
Ebû Ukayl, dedi ki Allahın Resûlüne:
(Anam, babam
ve cânım, yoluna fedâ olsun.
Niçin amcân oğlunu, sona bırakıyorsun?
Halbuki Alî senin, kardeşin değil midir?
Niçin onun
ismini, en sona ettin tehir?)
O Server
buyurdu ki ona cevap olarak:
(Bütün Peygamberleri, yaratıp cenâb-ı
Hak,
Gönderdi her
birini, birbirlerinden sonra.
Beni, en son olarak, gönderdi insanlara.)
Peygamber
Efendimiz, devâm edip sözüne,
Şöyle îzâh buyurdu, bu mevzûda hem yine.
(Benim, Peygamberlerin sonuncusu olarak,
Gelmemin, bir zararı oldu mu ki en ufak,
"Alî"nin
de, hilâfet sırasında, en sona,
Kalması, bu bakımdan bir zarar versin ona.
Ve ayrıca Âdem'in yaratıldığı andan,
Kıyâmet gününe dek, ne kadar ehl-i îmân,
Geldi ve
gelecekse, onların her birinin,
Ecrini, bana dahî verir Rabbil âlemîn.
Ve yine yeryüzünde, şarktan tâ garba kadar,
Allaha îmân eden, varsa nice insanlar,
Onların
kazandığı sevapları da aynen,
"Alî"ye bağışladı Hak teâlâ tamâmen.)
|