|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
GÜNEŞ HAREKET ETMEDİ
Hazret-i Alî
için, "Güneş"i, Hak teâlâ,
Geriye çevirmiştir, batmadan iki defâ.
Birisi, Resûlullah bulunurken evinde,
"Hazret-i Alî" dahî, var idi hizmetinde.
O esnâda Resûle, gökten indi Cebrâil,
Hak teâlâ katından, bir âyet oldu nâzil.
Resûlullah, başını, vahyin ağırlığından,
"Aliyyül Mürtezâ"nın, dizine koydu o an.
"Güneş" batmak üzere idi ki, o arada,
Başını, o vakte dek kaldıramadı hattâ.
Hem "râhatsız olmasın" diye Peygamberimiz,
"Hazret-i Alî" dahî, oturdu hareketsiz.
İkindi namâzını, kılmamış idi hattâ.
Öylece, îmâ ile namâzı etti edâ.
Peygamber-i zîşânın, geçer geçmez o hâli,
Sordu: (Kılabildin mi ikindiyi yâ Alî?)
Resûl'ün
suâline, o da cevap olarak,
Dedi ki: (Îmâ ile kılmıştım oturarak.)
O zaman
Resûlullah, güneşe, bir işâret,
Edince, durdu güneş, etmedi hiç hareket.
Kıldı Hazret-i Alî namâzı tekrâr yine,
Bitince, devâm etti güneş hareketine.
Yine "Hazret-i Alî", bir kısım eshâb ile,
Bir iş için, birlikte, giderlerken Bâbil'e,
Yolda, Fırat nehrini geçerlerken nihâyet,
İkindi namâzının, daraldı vakti gâyet.
Yine de bu namâzı kılmıştı ekserîsi.
Lâkin kılamamıştı, onlardan bir ikisi.
"Alî bin ebî Tâlip", duâ etti Rabbine.
Güneş, tam batacakken, yerinde durdu yine.
Tâ ki namâzlarını bitirinceye kadar,
"Güneş", Hakkın izniyle durdu ve kıldı karâr.
İşte Hazret-i Alî, böyle bir evliyâdır.
Kalplere te'sîr eden, nasîhatleri vardır.
Buyurdu ki: (Yalnızca, mü'minler beni
sever.
Ve yine bana yalnız, münâfıklar buğzeder.
Kul, yalnız ümîdini bağlamalı Rabbine.
Ve yalnız günâhından, korkmalı insan yine.)
Sordular ki:
(Allahı, en iyi bilen kimdir?)
Buyurdu: (Onu en çok tâzim eden kişidir.)
Birgün de
buyurdu ki: (Sizin hakkınızda ben,
Ancak şu husûslarda, korkuyorum esâsen:
Birisi, nefsinizin hevâsına uymaktır.
Öbürü “Tûl-i emel”, dünyâya bağlanmaktır.
Birincisi alıkor kulu iyi amelden,
Öbürü, âhireti unutturur tamâmen.)
|