|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
ÜÇ
ALTININ HESÂBI
“Alî bin ebî
Tâlip”,
ordu ile bir sefer,
Bir gazâya gitti ve fetih oldu müyesser.
Ve ganîmet olarak, kavuştu çok "altın"a.
Bir çuval altın ile, geldi Resûl katına.
Dedi: (Yâ Resûlallah, yardım etti Rabbimiz.
Zaferle döndük geri, işte ganîmetimiz.)
Dağıttı
gâzilere, tek tek avuçlayarak.
Velâkin kendisine, “Üç altın” verdi ancak.
Onlara nisbet ile, kendisine, daha az,
Altın verilmesini, merak etti o biraz.
Düşündü ki: “Resûl'ün her işi hikmetlidir.
Muhakkak ki bunda da bir hikmet var, kimbilir?”
O gece
rüyâsında, Arasât meydanını,
Gördü ki, herkes verir "malının hesâbı"nı.
Sıra ona gelince, dediler ki: (Yâ Alî!
Sen de, şu üç altının hesâbını ver haydi.)
"Üç altın"ın
hesâbı, ona sorulduğunda,
Terledi, ateş bastı vücûdunu bir anda.
O kadar sıkıldı ki hesâbın korkusundan,
Tere gark olmuş hâlde, uyandı uykusundan.
Yatağından doğrulup, uyuyamadı daha.
Sabahleyin erkenden, geldi Resûlullaha.
Peygamber Efendimiz, kendisini görünce,
Hem tebessüm ederek, buyurdu ki hemence:
(Yâ Alî, üç
altının hesâbının altından,
Kalkmak için, sıkılıp, fırladın yatağından.
Sayısı daha fazla olsaydı altınların,
Kalkabilecek miydin altından sen onların?)
Allahın
Resûlünden, bunları işitince,
Bu işin hikmetine vâkıf oldu iyice.
Yine Resûlullahın, ciğerpâresi olan,
"Fâtıma" hazretleri, ayrılınca dünyâdan,
Hazret-i Alî ile oğulları elinde,
O gece defnedilip, geri gelindiğinde,
"Alî bin ebî Tâlip", üzülüp çok ağladı.
Beyitler söyleyerek, yüreğini dağladı.
Ertesi sabahleyin, gidip o kabirlere,
Seslendi: (Ey mevtâlar, haberim var sizlere.
Tamâmen vârislere taksîm oldu malınız.
Hattâ başkalarıyla evlendi hanımınız.
Tanımadıklarınız, göçtüler evinize.
Gayriler sâhip oldu, mâl-ü emvâlinize.
Bizden, size haberler bunlardır ey mevtâlar!
Sizden dahî bizlere, ne gibi haberler var?)
O anda bir
ses duydu, diyordu ki: (Yâ Alî!
Bize, dünyâ malının oldu büyük vebâli.
Allah için verdiysek, hep çıktı karşımıza.
Kullandığımız ise, kâr kaldı yanımıza.)
|