|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
BİRE ELLİ HASENE
Birgün
Hazret-i Alî, Hazret-i Fâtıma'ya,
Sordu ki: (Yiyecekten, bir şey var mı acabâ?)
O, cevâben
dedi ki: (Hiç yok yiyeceğimiz.
Yalnız para olarak, vardır altı akçemiz.
Meyve istemişlerdi çocuklar da bu ara.
Bununla yiyecek ve meyve al çocuklara.)
Çıktı
Hazret-i Alî, görmek için bu işi.
Lâkin yolda gördü ki, çekişir iki kişi.
Yaklaşıp, birisine sordu ki: (Nedir bu hâl?)
Dedi ki: (Bunun bana, altı akçe borcu var.)
Zâten "altı
akçe"si var idi kendisinin.
Verip, gördü işini borçlu olan kimsenin.
Ve müsterîh olarak, geri döndü oradan.
Eve geldi hâliyle, hiçbir şey alamadan.
Olanları anlatıp, dedi ki: (İşte
böyle.
Hiçbir şey alamadan, eli boş döndüm eve.
Ama senin verdiğin o altı akçeyle ben,
Kurtardım o mü'mini, böylelikle hapisten.)
Dedi:
(Elhamdülillah, ne güzel iş yapmışsın.
Çâresiz bir mü'mini, hapisten kurtarmışsın.)
Lâkin mahzûn
olmuştu hâtırı o arada.
Zîrâ Hasan Hüseyin, ağlıyordu odada.
"Hazret-i Alî" dahî, sezip onun hâlini,
Çıkıp gitti görmeye, Allahın Habîbini.
Zîrâ Resûlullahın yüzünü, bir kez gören,
Kurtulurdu o anda, cümle üzüntüsünden.
Gördü yolda bu sefer, yabancı bir kimseyi.
Tutardı bir eliyle, besili "bir deve"yi.
O kimse, selâm verip Allahın Arslanı’na,
Dedi ki: (Yüz akçeye, satarım bunu sana.)
(Param yok!)
dediyse de cevâben o kimseye,
O dedi: (Mühim değil, al götür
veresiye.)
Aldı Hazret-i
Alî deveyi o kimseden.
Rastladı başkasına, birkaç adım gitmeden.
O da suâl etti ki: (Satılıksa bu deve,
Alırım bunu senden, peşin üçyüz akçeye.)
Üçyüz akçeyi
alıp, deveyi sattı ona.
Geldi Resûlullahın mübârek huzûruna.
Resûl onu görünce, sordu ki şu suâli:
(Deveyi kimden alıp, kime sattın yâ
Alî?)
Edebinden
sustu ve başını eğdi öne.
O Server buyurdu ki o zaman kendisine:
(Yâ Alî,
"Cebrâil"di deveyi sana satan.
Sonra da "İsrâfil"di, deveyi
senden alan.
Cennetten getirdiler deveyi senin için.
Lütfu ve ihsânıdır, bu sana Rabbimizin.
Yardım ettiğin için, o borçlu müslümâna,
Bire elli mükâfât ihsân olundu sana.)
|