|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
CENNETE GİRME İZNİ
"Alî bin
ebî Tâlip" ve sevgili Peygamber,
İkisi, bir hânede otururken berâber,
Peygamber Efendimiz, Allahın Arslanı’na,
Buyurdu ki: (Yâ Alî, müjdem var benim sana.
Mahşerde, buyurur ki Rıdvân'a cenâb-ı Hak:
“Cennete girmek için, geldiğinde
sana halk,
Alî izin
vermeden, gelen o kişileri,
Cennetin kapısından, alma sakın içeri.”)
Hazret-i Ebû
Bekir, bu müjdeyi işitip,
Şöyle suâl eyledi, doğruca ona gidip:
(Yâ Alî,
âhirette, cennete girmem için,
Verir misin bana da böyle ruhsat ve izin?)
Dedi ki:
(Resûlullah, bu müjde haberini,
Verince, buyurdu ki: “Yâ Alî, dinle
beni.
Mü'minlerin cennete girebilmesi için,
Ebû Bekr-i Sıddîka sormadan verme izin”
Bu yüzden yâ
Ebâ Bekr, o gün geldiği zaman,
Ruhsat vermem kimseye, senden izin almadan.)
Yine Şam
civârında, bir kimse yaşıyordu.
"Aliyyül Mürtezâ"ya, düşmanlık yapıyordu.
Her hafta cumâ günü, çıkardı minberine.
Hakâretler ederdi, Hakkın bu velîsine.
Halk, korktukları için, dinlerdi hutbesini.
Ve bu yüzden hiç kimse, sevmezdi kendisini.
“Ebû Abdullah” diye, tanınmış bir kimseden,
Şöyle nakledilir ki: Cumâ idi günlerden.
Cumâ namâzı için, girdim cami içine.
İlerleyip
oturdum, minberin tam dibine.
Ve namâza başladık, sünnetler oldu tamâm.
Sonra da hutbe için, minbere çıktı imâm.
Hutbenin arasında, etti çok çirkin lâflar.
Ve "Hazret-i Alî"ye, yaptı çok iftirâlar.
Bir ara uyumuşum hutbenin arasında.
Hattâ gördüm kendimi, "Resûl'ün Ravdası"nda.
Ravda-i mübareke bakıyordum ki, birden,
O Server, dışarıya çıktı kabr-i şerîften.
Ve bana buyurdu ki iki cihân Server'i:
(Seni hiç üzmüyor mu bu adamın
sözleri?)
Dedim: (Yâ
Resûlallah, üzülüyorum ama,
Elimde bir imkânım yoktur mâni olmama.)
O zaman
buyurdu ki: (Gözlerini aç da bak.
Hak teâlâ, vâliye, birazdan ne yapacak.)
Ben gözlerimi
açıp, baktım ki vâli yine,
Aynen devâm ediyor o fenâ sözlerine.
Velâkin biraz sonra, baktım ki vâli, birden,
Tepetaklak aşağı yuvarlandı minberden.
Ve hattâ o düşmekle, ölüp gitti ânında.
Ve buldu yaptığının cezâsını sonunda.)
|