|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
KİM KESTİ ELİNİ?
"Alî bin
ebî Tâlip", vaktâ ki halîfeyken,
Yakalandı bir köle, tam hırsızlık yaparken.
Lâkin çok seviyordu, o Hazret-i Alî'yi.
Halîfe, huzûruna çağırdı o köleyi.
(Bu işi sen mi yaptın?) diye suâl edince,
"Evet" deyip, suçunu ikrâr etti hemence.
Suçu sâbit olunca o siyâhî kölenin,
Emir verip, kestirdi bir tekini elinin.
Köle, kesik eliyle gidiyorken geriye,
Rastladı az ileride, Selmân-ı Fârisî'ye.
Görünce o sahâbî, hâlini bu kimsenin,
Buyurdu ki: (Elini, kim kesti böyle senin?)
Dedi: (Benim
elimi, kesti ki öyle biri,
Resûl'ün dâmâdıdır, mü'minlerin emîri.
Cömerttir, onun gibi yapamaz kimse ihsân.
Yok şimdi yeryüzünde, böyle kerîm bir insan.)
Buyurdu ki:
(Ey köle, sen, elini keseni,
Nasıl
methediyorsun, tebrîk ederim seni.)
Cevâbında
dedi ki: (Nasıl methetmiyeyim.
Hak teâlâ emriyle, elimi kesti benim.
Eğer o, bu cezâmı vermeseydi, elbette,
Daha şiddetlisini çekerdim âhirette.
Şimdi çok minnettârım ona ben, bu işinden.
Zîrâ kurtardı beni, Cehennem ateşinden.)
Geldi
Hazret-i Selmân, yanına Halîfenin.
Nakletti aynen ona, bu sözünü kölenin.
Çağırdı huzûruna, Halîfe onu yine.
Alıp "kesik eli"ni, koydu eski yerine.
Kölenin kesik eli, ânında iyi oldu.
Öyle ki, sağlamından hiç farkedilmiyordu.
Yine nakledilir ki âlimlerin birinden:
Ben, garip bir yolcuya rastladım Şam'da iken.
Yüzünün bir tarafı, olmuş idi simsiyah.
Lâkin onu, eliyle, örtüyordu o seyyah.
Yaklaşıp suâl ettim: (Bu nasıl oldu?) diye.
Dedi ki: Buğz ederdim, ben Hazret-i Alî'ye.
Şânına yakışmayan sözleri sarfederdim.
Ve hakkında, çok çirkin hakâretler ederdim.
Geçen gece, rüyâmda, bir zât durdu önümde.
Böyle nûrlu bir kişi, görmemiştim ömrümde.
Lâkin bana, hiddetle sordu ki: (Neden
acep,
Sen, hakkımda konuşup hakâret edersin hep?)"
Ve şiddetli "bir
tokat" vurdu bana o nâgâh
Sabahleyin gördüm ki, yüzüm olmuş simsiyah.
"Hazret-i Alî" imiş, meğer o tokat vuran.
Uyanınca gördüm ki, değişmiş kalbim o an.
Şu anda ona karşı, yoktur hiç adâvetim.
Ve hattâ
muhabbetle doludur ona kalbim.)
|