|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
HÂLİS NİYET
Sahâbe
zamanında, küffârla müslümânlar,
Karşı karşıya gelip, cenge hazır durdular.
Bir "pehlivan" vardı ki velâkin kâfirlerde,
Öyle kuvvetli kişi, pek yoktu o devirde.
O pehlivân, meydana çıktı böbürlenerek.
Ve atının üstünde, bir gurûrla dönerek,
Cenk için er istedi, mü'minler tarafından.
Dedi ki: (Aranızda, yok mudur hiç pehlivan?)
Mü'minlerden
birkaç er, hemen çıktı ise de,
Kâfirin karşısında, "şehîd oldu" hepsi de.
Daha da gurûrlanıp, seslendi: (Yâ
Muhammed!
Ne oldu erlerine, bittiler mi nihâyet?
Hiç yiğidin yok ise, bâri amcân oğlunu,
Gönder de, o da görsün erlik ne olduğunu.)
Şâh-ı merdân
duyunca, bu sözü o kâfirden,
Kükredi arslan gibi o anda hiddetinden.
O kâfirin haddini bildirmek için ona,
Geldi Resûlullahın mübârek huzûruna.
Dedi: (Yâ Resûlallah, varsa eğer müsâden,
Şu kâfirin boynunu, vurayım gidip hemen.)
Peygamber
Efendimiz, ona izin vererek,
Gönderdi dövüşmeye, duâlar eyleyerek.
Bir anda, sert bir yaydan fırlayan ok misâli,
Kâfirin üzerine, atını sürdü Alî.
Yüksek bir sedâ ile, attı ki öyle nâra,
Gök gürleyip, kıyâmet koptu sanki o ara.
Hattâ ödleri koptu küffârın bu nâradan.
Kimi öldü, kimi de, bayılıp düştü o an.
Şâh-ı merdân, kâfiri "îmân"a etti dâvet,
Lâkin o, bu teklîfe, eylemedi icâbet.
Allah Arslanı Alî, bir kılıç vurdu ona.
Düşürüp, kılıcını dayadı boğazına.
Tekrâr dîne çağırdı, son defâ öldürmeden,
O ise, tükrüğünü fırlattı ona birden.
O kâfirin tükrüğü, nûr yüzüne gelince,
Öldürmekten vazgeçip, kalkıverdi hemence.
Kâfir buna şaşırıp, sordu ki şu suâli:
(Beni sen, ne sebepten öldürmedin yâ Alî?)
Buyurdu ki:
(İslâmı kabûl etmeyince sen,
Allah rızâsı için, öldürecektim hemen.
Lâkin sen tükürünce, çok zor geldi nefsime.
Korktum, nefsim karışır bu hâlis niyetime.
Nefsim için öldürmüş olmaktan korkup hemen,
Kılıcı geri çekip, vazgeçtim öldürmekten.)
O dedi ki:
(Yâ Alî, sizde bu hâlis niyet,
Bulunduğuna göre, dîniniz haktır elbet.)
Ve Hazret-i
Alî'nin, mübârek huzûrunda,
"Şehâdet"i getirip, îmân etti sonunda.
|