|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
SİZİ İMTİHÂN ETTİM
“Yumuşak
huylu”
idi, hiç kızmazdı boş yere.
Şefkatli davranırdı, kendinden âcizlere.
Hiddetli olsa bile savaşlarda bir hayli,
Lâkin sulh zamanında, yumuşaktı her hâli.
“Kanber” adlı kölesi vardı ki kendisinin,
O, severek yapardı, çoğunu hizmetinin.
Birgün, bu kölesini çağırmak etti îcâb.
Seslendi, lâkin ondan gelmedi hiçbir cevap.
Daha yüksek ses ile, çağırdı onu yine.
Lâkin yine bir cevap gelmedi kendisine.
Halîfenin sesini, köle işitiyordu.
Velâkin “Bile bile” hiç cevap vermiyordu.
Hazret-i Alî ise, düşünür idi ki hep:
“Kanber cevap vermiyor, sebebi ne ki acep?
Dışarda duruyordu halbuki biraz evvel.
İşitmesi lâzımdı sesimi gâyet güzel.”
Yedi defâ
çağırıp, bir cevap gelmeyince,
Allah Arslanı Alî, meraklandı iyice.
Kanber'i bulmak için, dışarı çıktı hemen.
Velâkin çıkar çıkmaz, dona kaldı hayretten.
Zîrâ dururdu “Kanber”, tam kapının önünde.
Üstelik de korkmadı, hiç onu gördüğünde.
Buyurdu ki: (Ey Kanber, burada duruyorsun.
Peki ama, ne için bir cevap vermiyorsun?)
Dedi ki: (Ey
efendim, duyuyordum sesini.
Lâkin cevap vermeyip, imtihân ettim seni.
Baktım, kızacak mısın ben cevap vermeyince?
Kazandın imtihânı, hiç öfkelenmeyince.)
Buyurdu ki:
(Ey Kanber, içyüzü şu ki işin,
Kolayca öfkelenmem dünyâlık şeyler için.
Lâkin bu imtihâna, seni teşvîk edeni,
Kızdırmak maksadıyla, âzâd ettim ben seni.)
Onu, bu
imtihâna, “Şeytân”dı teşvîk eden.
Onu âzâd ederek, şeytânı üzdü hemen.
Çok zaman yaya yürür, binmez idi atına.
İşini kendi yapar, vermezdi başkasına.
Çarşıdan erzak alıp, taşır iken kendisi,
Onu görüp, bir hayli üzüldü hizmetçisi.
Dedi ki: (Ey halîfe, bu hizmeti ver bize.
Zîrâ bu gibi işler, münâsip değil size.)
Buyurdu:
(Bir babanın, çoluk çocuğu için,
Çalışıp yorulması, güzeldir, değil çirkin.)
Hizmetçisi
dedi ki: (Halîfesiniz sizler.
Hafiflik verir size bu gibi basit işler.)
Buyurdu ki:
(Bir baba, kazanıp helâlinden,
Taşırsa, hiçbir nesne kaybetmez kemâlinden.
Hem de her adımına, yazılır sevâp, ecir.
Hak teâlâ indinde, hem daha da yücelir.)
|