|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
EN BÜYÜK MÜFESSİRDİ
"Resûlullah"
dönerken, o gün Vedâ haccından,
“Gadirhum” denen yerde, mola verdi bir zaman.
Sahâbe-i kirâma, namâzı kıldırdı ve,
Şöyle hitâb eyledi, cümle sahâbîlere.
Buyurdu: (Her mü'mine, kendi nefislerinden,
Daha çok sevgili ve yakın değil miyim ben?)
Hep tasdîk
ettiler ki: (Evet yâ Resûlallah!
Sen bize, nefsimizden çok sevgilisin vallah.)
Onlar böyle
deyince, memnûn olup ve hemen,
Aliyyül Mürtezâ'nın, yapışarak elinden,
Buyurdu ki: (Ben kimin efendisiysem şâyet,
Alî de, o kimsenin efendisidir elbet.)
Sonra duâ
ederek, dedi ki: (Yâ ilâhî!
Onun düşmanlarına, düşmanlık et sen dahî.
Onu seven kimseye, sen de eyle muhabbet.
Kim aşağı tutarsa, zelîl et onu gâyet.
Ona yardım edene, yardımcı ol sen dahî.
Bildir ona her zaman, doğru ve hakîkati.)
Birgün de
Resûlullah, Hazret-i Fâtıma'yı,
Hasan ve Hüseyin'le, Aliyyül Mürtezâ'yı,
Abâsıyla örterek, buyurdu: (İşte benim,
Bunlardır ehl-i abâm, bunlardır ehl-i beytim.)
Ve duâ eyledi
ki: (Bunlardan, yâ ilâhî!
Kötülükleri kaldır, temiz eyle hem dahî.)
O, Arap
lisânına, çok vâkıf olduğundan,
Gâyet belîğ ve fasîh konuşurdu her zaman.
Resûlullahtan sonra, onun derecesinde,
Belîğ hutbe okuyan, yoktu eshâb içinde.
Hem Kur'ân-ı kerîmin belâgâtına dahî,
O, herkesten daha çok vâkıftı bizâtihî.
Peygamber-i zîşândan, yayılan feyizlere,
Herkesten daha önce, o kavuştu ilk kere.
En büyük müfessiri olduğunda Kur'ânın,
Yoktu hiçbir şüphesi, sahâbe-i kirâmın.
Birgün hutbe okurken cemâate hitâben,
Buyurdu ki: (Siz bana, sorunuz her
âyetten.
Gece mi, gündüzde mi gelmiş bulunduğunu,
Kırda mı, ovada mı nâzil olunduğunu,
Ve ne ile
ilgili geldiyse bu âyetler,
Bunların hepsini de, bilirim birer birer.)
Yine
Resûlullahın hadîsleri hakkında,
En çok o bilgiliydi, sahâbe arasında.
Hadîs-i şerîflerden, "beşyüz seksenaltı"sı,
Onun rivâyetiyle, bildirildi hâsılı.
"Alî bin ebî Tâlip", hem bunların yanında,
Fıkıh âlimi idi, sahâbe meyânında.
Fıkıhta, hâlli müşkil mesele olsa eğer,
Bunu, ona havâle ederdi sahâbîler.
|