|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
HEPSİ ÎMÂN ETTİLER
Bizzât
nakledilir ki, Aliyyül Mürtezâ'dan:
Çağırdı Resûl beni, huzûruna bir zaman.
Ve şöyle buyurdu ki: (Yâ Alî, bin devene.
Zîrâ kâdı olarak gideceksin Yemen'e.)
Dedim: (Yâ
Resûlallah, başüstüne velâkin,
Arz etmek istiyorum bir husûs, varsa izin.
Şöyle ki, görmüyorum kendimi buna ehil.
Zîrâ henüz çok gencim, bilgim de kâfi değil.)
O zaman
Resûlullah, mübârek elleriyle,
Göğsümü sıvazlayıp, buyurdular ki şöyle:
(Yâ Rabbî,
sen Alî'ye ihsân et ilim, hikmet.
Ve bu vazîfesinde, ver ona tam dirâyet.)
Sonra da,
seâdetle buyurdu ki: (Yâ Alî!
Haydi git, zîrâ seni bekliyor o ahâlî.
Velâkin sen varmadan, sınırına Yemen'in,
Bir tepe üzerinden geçecek yolun senin.
O zaman nidâ et ki: “Ey ağaçlar ve taşlar!
Allahın Resûlünün, size selâmları var.”)
(Başüstüne!)
diyerek, çıktım yola velhâsıl.
Resûl'ün buyurduğu tepeye oldum vâsıl.
Resûl'ün selâmını, söyleyince o dağda,
Bir anda kopuverdi, bir uğultu, dağdağa.
Ne kadar taş ve ağaç var ise dağda eğer,
Resûl'ün selâmını, aldılar hep berâber.
Kâfirler görür görmez, benden bu kerâmeti,
Derhâl îmân ederek, buldular hidâyeti.
Birgün de, bir savaşta, ayağının birine,
Kâfirlerden ok gelip, saplandı kemiğine.
Bir türlü çıkmayınca, ok kemiğin içinden,
Bâzıları dedi ki: (Cerrâh anlar bu işten.)
Çağırdılar,
geldi ve görür görmez bu hâli,
Dedi: (Bayıltmam lâzım, önce sizi yâ Alî!
Zîrâ çok fazla girmiş, bu ok kemiğinize.
Bayıltmadan çekersem, çok elem verir size.)
Buyurdu:
(Bayıltmana, şu anda lüzûm yoktur.
Bir miktâr bekleyiniz, şimdi ezân okunur.
Namâza duracağım zîrâ vakit olunca.
Çekip çıkarırsınız, ben namâza durunca.)
Okundu ezân
dahî fazla zaman geçmeden.
O, ayağa kalkarak, namâza durdu hemen.
Cerrâh ise, almıştı zâten tâlîmâtını.
Neşterle yardı hemen, mübârek ayağını.
Oku, kemik içinden, çekip çıkardı hemen.
Ve sardı yarasını, henüz selâm vermeden.
Namâzını bitirip, sordu ki o cerrâha:
(Ne oldu, yoksa oku çıkarmadın mı
daha?)
Cerrâh arz
eyledi ki: (Çıkarıldı efendim!)
Buyurdu: (Zerre kadar bir acı
hissetmedim.)
|