|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
SEN, BENİM KARDEŞİMSİN
Peygamber
Efendimiz, gelince Medîne'ye,
Çok kuvvetli bağlılık husûle gelsin diye,
Muhâcir
mü'minlerle, onlara yardım eden,
Ensâr'ı, "kardeş" yaptı birbirlerine hemen.
Lâkin Hazret-i Alî, kalınca en sonraya,
"Unutuldum" zannedip, geldi Resûlullaha.
Üzüntülü bir hâlde, arz eyledi hâlini.
Dedi: (Yâ Resûlallah, unuttunuz mu beni?)
Buyurdu ki:
(Yâ Alî, unutmadım elbette.
Sen, benim kardeşimsin dünyâ ve âhirette.)
Ve yine
Medîne'ye geldiğinde o Server,
Önce, hemen bir mescit yapmak arzû ettiler.
Böyle karâr verince Allahın Sevgilisi,
Temel atıp, "ilk taş"ı, koyuverdi kendisi.
Sonra buyurdular ki: (Sen dahî yâ Ebâ Bekr!
Taşını, benimkinin tam yanına koyuver.)
Hazret-i
Ömer'e de, şöyle buyurdular ki:
(Onunkinin yanına, koy taşını sen
dahî.)
Ve yine
buyurdu ki Osmân ibni Affân'a:
(Sen dahî koy taşını, onunkinin
yanına.)
Hazret-i
Alî'ye de, buyurdu ki: (Yâ Alî!
Getir, Osmân'ınkinin yanına koy sen dahî.)
Birgün de,
sahâbeden müteşekkil bir ordu,
Medîne'den çıkarak, "Bedir"e vâsıl oldu.
Kâfirlerden üç kişi, önce öne çıktılar.
Üçü de, en azılı islâm düşmanıydılar.
Bunlar "Utbe" ve "Şeybe" iki birader idi,
Üçüncüsü, Utbe'nin oğlu olan "Velîd"di.
O zaman Resûlullah, üç yiğit sahâbîye,
İşâret buyurdular, "Öne çıksınlar" diye.
Hattâ isimleriyle çağırdılar tek be tek:
(Kalk yâ Alî, yâ Hamza, yâ Ubeyde!) diyerek.
Resûl'ün bu emriyle, bu üç büyük sahâbî,
Çıktılar ileriye hemen arslanlar gibi.
Kılıçları sıyırıp, derhâl ilerlediler.
Üç azılı kâfirin karşısına geçtiler.
Kureyşten o üç kişi, sordular: (Siz kimsiniz?
Cenk ederiz
sizinle, eğer dengimizseniz.)
Onlar,
kendilerini tanıttılar tek be tek,
(Ben Hamza'yım, Alî'yim, Ubeyde'yim!) diyerek.
Dediler: (Şimdi oldu, bizim dengimizsiniz.
Sizinle çarpışmayı, kabûl ettik şimdi biz.)
Mücâhitler,
onları, "îmân"a etti dâvet,
Lâkin onlar reddedip, etmediler icâbet.
O zaman üçü birden, kılıçları çektiler.
Müşriklerin üstüne, saldırıya geçtiler.
Ve Allahın Arslanı olan Hazret-i Alî,
Öldürdü bir vuruşta, kâfirlerden "Velîd"i.
|