|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
SEVİNÇTEN AĞLADI
“Merhab”
denen o kâfir, Aliyyül Mürtezâ'ya,
Kılıç salladıysa da, hamle gitti havaya.
Sonra Hazret-i Alî, zülfikâr'ı kaldırıp,
Ve, “Yâ Allâh!” diyerek, kuvvetli nârâ atıp,
Öyle kılıç
çaldı ki o heybetli kâfire,
O koca gövdesiyle, devrildi birden yere.
Yukardan aşağıya, ikiye bölünmüştü.
Kanlar içerisinde, yere düşüp ölmüştü.
Çelik miğferi ile, kalkanı dahî hemen,
İkiye bölünmüştü o şiddetli darbeden.
Onu, kanlar içinde görünce mücâhitler,
"Tekbîr" sedâlarıyla gökleri inlettiler.
Merhab'ı öldürünce o gün Hazret-i Alî,
O anda çok bozuldu kâfirlerin morali.
Peşinden mücâhitler, hücûma geçti yine.
Kâfirler, kaçıştılar hep kalenin içine.
Kovalarken mü'minler, küffârı peşlerinden,
Aliyyül Mürtezâ'nın, "kalkan"ı düştü birden.
Eğilip almaya da, lâkin yoktu zamanı.
O ara bir yehûdî, alıp kaçtı kalkanı.
Buna, "Hazret-i Alî" üzülüp, bu hiddetle,
"Hayber'in kapısı"nı, tutup sarstı kuvvetle.
Onu, "kalkan" yerine istiyordu kullanmak.
Ve Allaha güvenip, ondan kuvvet alarak,
Koca demir
kapıyı sarsınca o hırs ile,
Çıktı kapı yerinden, Rabbimizin izniyle.
Sekiz on pehlivanın, kımıldatamadığı,
Koca demir kapıyı, kaldırıp "kalkan" yaptı.
Bir eliyle, kapıyı tutarak "kalkan" diye,
Kılıç savuruyordu, yine öbür eliyle.
Sonra, kale içine girerek mücâhitler,
"İslâmın sancağı"nı, burç üstüne diktiler.
Bu harikulâdeyi görünce onlar o an,
Hep emân dilediler, Aliyyül Mürtezâ'dan.
Kale fethedilmişti, oradan döndü geri,
Arz etti o
Resûle bu müjdeli haberi.
Peygamber Efendimiz, çok memnûn olup buna,
Gözlerinden öperek, buyurdular ki ona:
(Yâ Alî,
getirince sen bana bu haberi,
Senden râzı oldular, Allah ve Peygamberi.)
O da bunu
duyunca Allahın Resûlü’nden,
Ağlayıp, yaşlar aktı derhâl iki gözünden.
Resûlullah sordu ki: (Ne için ağlıyorsun?)
Dedi: (Cânım, herşeyim yoluna fedâ
olsun.
Sevinç ve sürûrumdan ağlarım ki şimdi ben,
Allah ve Peygamberi, râzıdır bendenizden.)
Buyurdu ki:
(Ne kadar sevinsen, yine azdır.
Zîrâ meleklerin de, hepsi senden râzıdır.)
|