|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
EŞYÂLARIMI GETİR!
Hazret-i "Peygamber"le,
Hazret-i "Ebû Bekir",
Medîne'ye, birlikte hicret eylemişlerdir.
Sekiz Rebîül-evvel, pazartesi gününde,
Oldular kuşluk vakti, önce "Kuba köyü"nde.
Resûlullah burada, bir mescit yaptırdılar.
Ve Kuba vâdisinde, ilk cumâyı kıldılar.
(Temeli, takvâ üzre kurulan mescit) diye,
Mazhar oldu bu mescit, bir meth-i ilâhîye.
O esnâda Mekke'de, Alî bin ebî Tâlip,
Bütün emânetlerle, Kâbe yanına gelip,
Resûl'ün
makâmında, nidâ etti ki hemen:
(Herkes, emânetini gelsin ve alsın
benden!)
Bu nidâyı
işiten o Kureyş kâfirleri,
Gelip ondan aldılar, bir bir emânetleri.
Mekke'de kalmış olan, cümle eshâb-ı kirâm,
Aliyyül Mürtezâ'ya sığındılar o zaman.
Haber geldi Resûl'den hem hazreti Alî'ye:
(Eşyalarımı alıp, Medîne'ye gel!) diye
Hazret-i
Peygamberden, alır almaz bu emri,
Kâfirlere, açıkça, bildirdi bu haberi.
Dedi ki: (Medîne'ye gideceğim yârın ben.
Bir şey diyecekseniz, söyleyin ben gitmeden.)
Müşrikler,
başlarını aşağı indirdiler.
Korkudan, bir kelime cevap veremediler.
Lâkin Hazreti Alî, yükleyip eşyaları,
Giderken, karşısına çıktı Kureyş küffârı.
Dediler: (Gidemezsin, geri dön yüklerinle.
Yoksa pişmân olursun, cenk ederiz seninle.)
Derhâl
Hazret-i Alî, devesinden inerek,
Yürüdü üstlerine, hiddetle kükreyerek.
O zaman korku düştü kalplerine küffârın.
Dört yana kaçışarak, oldular darmadağın.
Sonra çıktı yoluna, “Mikdât” adında biri.
Kılıcını çekerek, dedi: (Hemen dön geri!)
İndi yine
deveden, yürüdü üzerine.
Bir hamlede yıkarak, çıktı göğsü üstüne.
Velâkin öldürmeyip, "İslâm"a etti dâvet.
O dahî kabûl edip, nasîb oldu hidâyet.
Sonra, yaya olarak, devâm etti sefere.
Ve nihâyet Kuba'da, yetişti o Server'e.
Şişmiş ayaklarından, kanlar akıyordu hep.
Öyle ki, varamadı huzûra bundan sebep.
Resûlullah öğrenip, teşrîf etti yanına.
Hâline çok acıdı ve sarıldı boynuna.
Mübârek elleriyle, onun ayaklarını,
Okşayıp, takdîr etti bu fedâkârlığını.
Mübârek ellerini, kaldırıp daha sonra,
Çok duâlar eyledi, "Aliyyül Mürtezâ"ya.
|