|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
KALBİNE NASIL SIĞDI?
"Alî bin
ebî Tâlip", cömert idi begâyet.
Hattâ onun hakkında, nâzil oldu bir âyet.
Şöyle ki, “Dört dirhem”i var idi ki bir kere,
Dağıttı ikisini, “gizli” ve
“âşikâre.”
Dirhemlerin
geride kalan o ikisini,
“Gece” ve “gündüz” verdi ve bitirdi hepsini.
O zaman Hak teâlâ, göndererek bir âyet,
Aliyyül Mürtezâ’yı, şöylece eyledi meth.
(Malını, gece gündüz, hem gizli ve
âşikâr,
Hak teâlâ yolunda verenler, harcayanlar.
Onların, Hak
katında mükâfâtları vardır.
Onlar, mahzûn olmaz ve hiç korkmayacaklardır.)
Peygamber
Efendimiz, ona suâl etti ki:
(Yâ Alî, bu şekilde yapmana sebep ne
ki?)
Dedi: (Yâ
Resûlallah, bu dört çeşitten başka,
Bir yol bilmediğimden, verdim böyle sadaka.
Şöyle ümîd ettim ki, bir tânesi bunların,
Belki muvâfık olur rızâsına Allahın.)
Birgün de
Resûlullah, sordu ki şu suâli:
(Allahü teâlâyı, sever misin yâ Alî?)
O şöyle arz
etti ki buna cevap olarak:
(Evet yâ Resûlallah, seviyorum muhakkak.)
O Server bu
cevâbı, ondan dinlediğinde,
Tekrâr suâl etti ki: (Sever misin beni de?)
O yine
cevâbında, dedi: (Yâ Resûlallah!
Zât-ı âlinizi de, seviyorum ben vallah.)
Buyurdu ki:
(Yâ Alî, seversin elbette ki.
Zevcen Fâtıma'yı da, seviyor musun peki?)
(Seviyorum)
deyince, buyurdular ki yine:
(Peki, sevgin var mıdır Hasan ve Hüseyin'e?)
Buna da,
(Evet vardır) diye arz edince hem,
Ona, şöyle bir suâl sordu ki Fahr-i âlem:
(Yâ Alî,
hepsini de seviyorum diyorsun.
Sen bunları, bir kalbe, nasıl sığdırıyorsun?)
Buna,
Hazret-i Alî cevap veremeyerek,
Hazret-i Fâtıma'ya, söyledi üzülerek.
Hazret-i Fâtıma da, dedi ki ona evde:
(Öyle çok üzülecek, ne var ki bu
suâlde?
Hak teâlâyı sevmen, îmân ve akıldandır.
Resûlü sevmen ise, kavî îmânındandır.
Hanımın olduğumdan, seversin hem de beni.
Tabîaten seversin, Hasan ve Hüseyin'i.)
Hazret-i
Fâtıma'dan, öğrenip bunu gece,
Gelip Resûlullaha, arz eyledi böylece.
O Server buyurdu ki lâkin ona bakarak:
(Bu meyve, Peygamberlik ağacındandır
ancak.)
Yâni
Peygamberimiz, demek istediler ki:
(Bu cevap senin değil, Fâtıma'nındır
belki.)
|