|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
TOPTAN MAHVOLURLARDI
“Benî Necrân”
diye bir kavim vardı o zaman.
Îmân etmiyorlardı, bunlar inâtlarından.
Resûlullah, onlardan, çağırıp bir heyeti,
Derhâl mübaheleye, onları dâvet etti.
Buyurdu: (Var mısınız, gelelim bir
araya.
Şöyle duâ edelim, Allahü teâlâya:
“Kim yanlış yolda ise, eğer ki içimizden,
Allah lânet eylesin onlara şimdi hemen.”)
Onlar cevap
vermeyip, “Düşünelim” dediler,
Gelip, reîslerine bunu haber verdiler.
Bu durum karşısında, çok korktu reîsleri.
Topladı kabîlede bulunan kimseleri.
Ve şöyle söyledi ki: (Ey kavim, dikkat
edin.
Peygamber olduğunu, biliriz Muhammed’in.
Bir kavim, Peygamberle mübâhele ederse,
O kavmin hepsi ölür, sağ kalmaz tek bir kimse.
Eğer toptan yok olmak istemiyor iseniz,
Onunla mübâhele etmekten el çekiniz.)
Ertesi gün
gelince, hıristiyân heyeti,
Gördüler o "Server"le, yanında "ehl-i beyt"i.
Hazret-i Hüseyin’i, oturtmuş kucağına.
Hazret-i Hasan’ı da, alıvermiş yanına.
Hazret-i Alî ile, Fâtıma’yı alarak,
Gelmişti Resûlullah, bir âile olarak.
Ve şöyle buyurdu ki: (Şimdi beni dinleyin!
Ben bir duâ edeyim, sizler de âmin deyin.)
O heyetin
başkanı, korkuya kapılarak,
Yanında olanlara, dedi ki son olarak:
(Şu anda
karşımızda, var ki öyle kimseler,
Yaratır Hak teâlâ, her neyi isteseler.
Meselâ deseler ki: “Şu dağ kalksın yerinden”.
Onların hürmetine, kaldırır Allah hemen.
Sonra da deseler ki: “Tekrâr gelsin yerine”.
Getirir Hak teâlâ, onların hürmetine.
Onlarla mübâhele edersek eğer şu an,
Muhakkak ki topyekün, hep oluruz perîşân.)
Bu şekilde
konuşup, karâr veren o hey'et,
Peygamber-i zîşâna, dediler: (Yâ Muhammed!
Biz bu bâbta
konuşup, müşâvere eyledik.
Mübâhele etmemek yolunda karâr verdik.)
Resûlullah,
onlara buyurdu ki o zaman:
(Öyleyse îmân edip, siz de olun
müslümân.)
Bunu da
reddedince buyurdu: (Öyle ise,
Savaşa hazır olun, son îkâzdır bu size.)
Dediler ki:
(Seninle, savaş da etmeyelim.
İkibin kat elbise, sana cizye verelim.)
Peygamber
Efendimiz, bunu kabûl ettiler.
Oradan, seâdetle evlerine döndüler.
|