|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
MÜBÂHELE ÂYETİ
"Alî bin
ebî Tâlip", orta boylu bir zâttı.
Gözleri güzel olup, hem iri ve siyahtı.
Göğsü geniş, heybetli, iri yapılıydı hem.
Resûl'ün hizmetinde bulunuyordu her dem.
Hem "Hazret-i Alî"nin, sık idi sakalları.
Küffâr onu görünce, artardı korkuları.
Harplerde nice günler, aç durur, hiç yemezdi.
Ve hattâ aç olduğu, hâtırına gelmezdi.
O, bütün gazâlarda bulundu muntazaman.
Bir kal'ayı almakta, zorluk olduğu zaman,
Yâhut gâlip
gelmeye, yüz tutarsa kâfirler,
Sancağı, ona teslim ediyordu o Server.
Buyururdu: (Yâ Alî, yürü Allah adıyla!
İşbu fetih senindir Allahın yardımıyla.)
O da hemen
giderek, duâsıyla Resûl'ün,
Zafer kazanıyordu, olsa da düşman üstün.
Ve yine “Benî Necrân” adında hıristiyân,
İnâtçı bir kabîle var idi ki o zaman,
Ne kadar çok
nasîhat ettiyse de o Server,
Yine de inâd edip, îmâna gelmediler.
Onlar, hiçbir şekilde gelmeyince îmâna,
Bir âyet nâzil oldu Peygamber-i zîşâna.
Rabbimiz, bu âyette buyurdu ki meâlen:
(Îmân
etmeyenlere, söyle ki şöyle hemen:
Gelin,
oğullarınız ve oğullarımızı,
Yine kadınlarınız ve kadınlarımızı,
Bir araya
toplayıp, diyelim ki: “Allahın,
Lâneti, üzerine olsun yalancıların.”)
Bu âyet-i
kerîme mûcibince, o Server,
O inâtçı kavime, bir haber gönderdiler.
Necrân oğulları da, bu dâvet üzerine,
Bir heyet gönderdiler, Allahın Resûlü’ne.
Resûlullah, onlara okuyup bu âyeti,
Derhâl mübâhele’ye, çağırdı o heyeti.
Yâni buyurdular ki: (Ey kavim, öyle ise,
Gelin, şöyle bir duâ edelim Rabbimize:
“Kim yanlış
yolda ise içimizden eğer ki,
Onun üstüne olsun Rabbimizin lâneti.”)
Onlar kabûl
etmekte, tereddüt eylediler,
(Bunu biz, aramızda konuşalım) dediler.
Ve izin isteyerek, Resûl-i kibriyâdan,
Bunu konuşmak için, ayrıldılar oradan.
Gelip reîslerine, anlatıp bunu derhâl,
Dediler ki: (Efendim, böyledir işte
ahvâl.
Bu teklîf karşısında, biz birşey diyemedik.
Yârın cevap veririz, diyerek geri geldik.)
|