|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
RESÛLULLAH AĞLADI
O "Hazret-i
Alî" ki, dünyâya geldiğinde,
Gördü Resûlullahı, ilkin kendi evinde.
O Server, o gün onu kaldırıp beşiğinden,
Kucağına alarak, bağrına bastı hemen.
Ve mübârek dilini, ol Hüdânın Habîbi,
Koydu onun ağzına, "gonca yaprağı" gibi.
Esrâr çeşmelerinin, kaynağı gibi olan,
O mübârek dilini, sevgi ile o zaman,
Emzirince "Alî"ye
Resûlullah bir müddet,
Geçti ona böylece feyiz, ilim ve hikmet.
Sonra da, bir leğene yatırıp sevgi ile,
Yıkadı Resûlullah, onu kendi eliyle.
Ve lâkin yıkayınca onun bir tarafını,
Kendi çeviriyordu, Alî öbür yanını.
Bu hâli görür görmez, "Aliyyül Mürtezâ"dan,
Ağlamaya başladı, Fahr-i âlem o zaman.
Sorunca vâlidesi, niçin ağladığını,
Buyurdu: (Ben yıkarım, şimdi bu
evlâdını.
Zaman gelir, vaktâ ki edince ben de vefât,
Benim bedenimi de, yıkar o gün bu evlât.
O da beni yıkarken, o gün kendi eliyle,
Ben de, kendiliğimden dönerim işte böyle.)
Birgün de
Resûlullah, Harem'e geldiğinde,
Oturtmuştu onu da, omuzu üzerinde.
Baktı, pehlivânlardan bahsederler o ara.
"Aliyyül Mürtezâ"yı göstererek onlara,
Buyurdu ki:
(Şu oğlum, gelecek ki bir zaman,
Olacak herbirinden daha üstün pehlivân.
Herkesin
“Erkek aslan” diye övdüklerini,
Birer birer devirip, dürer defterlerini.)
Onlar, hayret
ederek dediler: (Ne diyorsun?
Bir küçük
çocuk için, neler vâdediyorsun.)
Buyurdu:
(Unutmayın sözlerimi şimdi siz.
Seneler sonra bunu, görürsünüz hepiniz.)
Yine Ebû
Tâlip'le, giderken oğlu Câfer,
Gördüler bir gün onu, Resûl ile berâber.
Baktılar, sağ yanına durmuş hem de Resûl'ün,
İkisi, cemâatle namâz kılıyor o gün.
İbâdette görünce Ebû Tâlip, Alî'yi,
Dedi ki: (Haydi Câfer, çabuk gidip sen
dahî,
Muhammed-ül
emîn'in, sol yanına dur hemen.
Sen de namâz kılarak, bu devletle şereflen.)
O da gelip,
hemence, namâza oldu dâhil.
Resûl'ün sevgisine, o günden oldu nâil.
Resûlullah, onun da namâza durmasına,
Sevinip, buyurdu ki: (Müjdeler olsun
sana!
İki kanat verir ki, Rabbimiz sana yârın,
Onlarla, yeryüzünden cennetlere uçarsın.)
|