|
04 - HAZRET-İ ALÎ
(Radıyallahü Anh)
O, BENİM ÇOCUĞUMDUR
Ne zaman ki
dünyâya geldi "Hazret-i Alî",
İlgilendi o Server, kendi oğlu misâli.
“Alî” koydu
adını, Allahın emri ile.
Yıkadı hem de onu, bizzât kendi eliyle.
O, öyle bir nîmete kavuştu ki o sâat,
Buna kavuşamadı, sahâbeden başka zât.
Zîrâ Resûl-i ekrem, sallardı beşiğini.
Onunla meşgûl olur, yapardı her işini.
Ne zaman Resûlullah, gelseydi evlerine,
O, derin uykularda olsa da, hemen yine,
Uyanıp,
atılırdı ona beşik içinden.
Ellerini uzatır, coşardı sevincinden.
O Server, onu alıp mübârek kucağına,
Muhabbetle sarılır ve basardı bağrına.
Vâlidesi "Fâtıma", görünce böyle onu,
Sordu, niçin onunla çok meşgûl olduğunu.
Dedi ki: (Yâ Muhammed, siz zahmet eylemeyin.
Zîrâ bize âittir her hizmeti Alî’nin.)
Buyurdu ki:
(Siz bunu, bana vermiştiniz ya.
Bu, benim çocuğumdur, siz girmeyin araya.)
Nihâyet beş
yaşına olmuştu ki mülâki,
Mekke’de, o zamanlar bir "kıtlık" oldu vâki.
Halk, gıda yokluğundan, olmuştu çok muzdarip.
Çok nüfûsa sâhipti bâhusûs "Ebû Tâlip".
Resûlullah görünce, onun bu durumunu,
Amcası "Abbâs"a da, söyledi gidip bunu.
Buyurdu ki: (Ey amcam, sen zenginsin
ve lâkin,
Yoktur fazla geliri amcam Ebû Tâlib’in.
Hem de çoluk çocuğu, bir hayli kalabalık.
Bu yüzden, mutazarrır etti onu bu kıtlık.
Geçici bir müddetle, bir kısım evlâdına,
Biz bakacak olursak, çok fayda olur ona.)
Sevindi Ebû
Tâlip, işitince bu hâli.
Dedi: (Bana bırakın, büyük oğlum Ukayl’i.)
Abbâs
"Câfer"i aldı ve kefîl oldu ona,
"Hazret-i Alî"yi de, Resûl aldı yanına.
İşte "Alî Mürtezâ", o günden îtibâren,
Artık hiç ayrılmadı Sevgili Peygamberden.
Onüç'üne girince "Hazret-i Alî", birgün,
Gelip namâza durdu, yanında o Resûl'ün.
Babası "Ebû Tâlip", görse de kendisini,
Görmezlikten gelerek, çıkarmadı sesini.
Ve lâkin annesinin, kurt düşmüştü içine.
Meraklanıp, söyledi bunu efendisine.
Dedi: (Haberin var mı, namâz kılıyor Alî.
Nasıl karşılıyorsun, acabâ sen bu hâli?)
Dedi:
(Verdik biz onu, Muhammed-ül emîne.
Öyleyse karışmamız doğru olmaz dînine.)
|