|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
ÖLÜLER
İŞİTİR Mİ?
Resûlullah
Bedir’de, önce eshâbı ile,
Gezdi harp sâhasını, bir keşif maksadiyle.
Zaman zaman durarak, buyurdu: (Yârın sabah,
Şurada öldürülür filân kâfir inşallah.)
Kâfirlerin,
vurulup düşeceği yerleri,
Gösterdi birer birer, Allahın Peygamberi.
Hazret-i Ömer der ki: (Dikkat ettim, o
sabah,
Nerelere işâret ettiyse Resûlullah,
Ve kimlerin
ismini söyledilerse eğer,
Onlar, tam o yerlerde yerlere serildiler.
Hattâ ne az geride, ne de ilerisinde.
Tam buyurduğu yerde öldürüldü hepsi de.)
Savaştan
sonra dahî, emir verdi o Server.
Şehît olan erleri, bir bir tesbît ettiler.
Muhâcir ve ensârdan, toplam “ondört” mücâhit,
Dîn-i islâm uğrunda olmuştu o gün şehît.
Küffârdan “yetmiş kişi” lâkin öldürülmüştü.
Hattâ "yetmiş kişi" de, yine esîr düşmüştü.
Cenâze namâzını kılarak şehîtlerin,
Sonra, kabirlerine ettiler bir bir defin.
Müşrik ölülerinden, yirmidört tânesini,
Kör bir kuyu içine, doldurdular hepsini.
Diğerlerini ise, bir çukura atarak,
Sonra, üzerlerine attılar taş ve toprak.
Şerefli eshâbiyle, üç gün sonra o Server,
O çukurun başına gelerek hep berâber,
O azgın
müşriklerin adlarını tek be tek,
Hattâ babalarının ismiyle söyleyerek,
(Ey Ümeyye
bin Halef, ey Utbe bin Rebîa!
Ey Ebû Cehl bin Hişâm!)
diyerek etti nidâ.
(Siz, Peygamberinize, karşı ne mütecâviz,
Ve ona ezâ eden ne kötü kavimdiniz.
Sizler yalanladınız benim nübüvvetimi.
Başkaları inanıp, tasdîk etti dînimi.
Siz beni, zor kullanıp çıkardınız şehrimden.
Başkaları, bağrına bastılar beni hemen.
Sonra siz, savaştınız benim ile rûz-ü şeb.
Başkalarıysa bana, yardımcı oldular hep.
Ben, kavuştum Rabbimin vâdettiği zafere.
Siz de kavuştunuz mu, azâb ve elemlere?)
Böyle hitâb
edince o Sevgili Peygamber,
Bir şeyi merak edip, sordu "Hazret-i Ömer".
Dedi: (Yâ Resûlallah, bu sözleri, şimdi siz,
Şu cânsız
leşlere mi, acabâ söylersiniz?)
Peygamber
Efendimiz, buyurdu ki: (Yâ Ömer!
O Allah ki, gönderdi beni hak bir Peygamber.
O Allah hakkı için diyorum ki şüphesiz,
Siz beni, onlar kadar iyi işitmezsiniz.)
|