|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
ÜSTÜN FİRÂSET
"Ümeyr ibni
Veheb" ki, îmân etmeden önce,
Küffâr tarafındaydı, meşhûr “Bedir” cenginde.
Bir oğlu esîr
olup, firâr etti kendisi.
Bu husûsu, Safvân’la, konuştular ikisi.
Safvân dedi: (Yâ Ümeyr, Bedir’den sonra bana,
Yaşamanın bir tadı kalmadı benden yana.)
Ümeyr dedi:
(Vallahi, bu sözün tam yerinde.
Oğlum, hâlâ esîrdir müslümânlar elinde.
Eğer borcum olmasa, düşünmesem maîşet,
Onun intikâmını alırdım gidip elbet.)
Safvân dedi:
(Yâ Ümeyr, maîşet ve borcunu,
Üstüme alıyorum, sen düşünme hiç onu.
Bu husûsta, yapacak bir şeyin varsa şâyet,
Hiç durma, Medîne’ye şimdi eyle hareket.)
Ümeyr memnûn
olmuştu, kalktı hemen yerinden.
Dedi: (Kurtulamazlar, artık benim elimden!)
Kılıcını
sıyırıp, zehirledi iyice,
Eteğinin altına, yerleştirdi gizlice.
Daha sonra pür hiddet, devesine binerek,
Ulaştı Medîne’ye, kendini gizleyerek.
Tam mescidin önünde, inerken devesinden,
"Hazret-i Ömer" görüp, yapıştı ensesinden.
Zîrâ firâsetiyle, tanımıştı kendini,
Ve bilmişti, "kötü bir maksat"la geldiğini.
Hazret-i Ömer ile, eshâbdan bâzı zevât,
Çıkardılar Ümeyr’i, Resûle hem o sâat.
Ona suâl etti ki, şânı büyük Peygamber:
(Mekke’den Medîne’ye, niçin geldin yâ Ümeyr?)
Dedi ki: (Yâ
Muhammed, geldim, ricâ edeyim.
Oğlumu bağışlarsan, alıp geri gideyim.)
Buyurdu:
(Eteğinin altında gizlediğin,
O zehirli kılıcı, ne maksatla getirdin?
Sonra sen
Safvan ile, Mekke’de, bir odada,
Nasıl anlaşmıştınız, beyân eyle onu da.)
Ümeyr çok
şaşırmıştı, başını eğdi öne.
Birşeyler oluyordu, o sırada kalbine.
Ne konuştular ise Safvan’la, teker teker,
Bütün tafsîlâtıyla söyleyince Peygamber,
Mahcûbiyet
içinde, değişti benzi birden.
Dedi: (Hak Peygambersin, îmân ettim
şimdi ben.
Zîrâ işitmemişti, kimse bu şartımızı.
Hak teâlâ bildirdi, sana bu sırrımızı.)
“Kelime-i
şehâdet” getirerek o anda,
Müslümân oluverdi, Resûl'ün huzûrunda.
Ümeyr der ki: (Önceden, Allahın Resûlünün,
Dînini söndürmeye çalışırken gün be gün,
Şimdi, aynı
gayret ve samîmiyetle yine,
Çalışırım Allahın dîninin nusretine.)
|