|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
KIRK
OLDUK SENİN İLE
Eğdi "Hazret-i
Ömer", başını utancından.
Yere düştü kılıcı, hattâ omuz başından.
O sırada, kolundan tutup hemen o Server,
Ona buyurdular ki: (Îmâna gel yâ Ömer!)
O dahî "şehâdet"i
getirerek o anda,
Îmânla şereflendi, Resûl'ün huzûrunda.
Îmân etmesi ile, hem Hazret-i Ömer’in,
“Kırk”a çıktı sayısı, bir anda mü'minlerin.
Hepsi çok sevinerek, Allaha şükrettiler.
"Tekbîr" sedâlarıyla, gökleri inlettiler.
Onun îmânı ile, yeni güç buldu eshâb.
Zîrâ çok kuvvetli ve güçlüydü "İbni Hattâb".
(Şu anda kaç kişiyiz?) diye sordu Resûle.
Buyurdu ki: (Yâ Ömer, kırk olduk senin ile.)
Hazret-i Ömer
der ki: (Îmân ettiğim zaman,
Gizli gizli ibâdet yapardı her müslümân.
Buna çok üzülerek, sordum ki o Server’e:
(Yoksa biz değil miyiz, hak ve doğru üzere?)
Buyurdu ki: (Yâ
Ömer, elbette, hiç şüphesiz,
Yemîn ediyorum ki, hak üzerindesiniz.)
Dedim ki:
(Öyle ise, durmayalım bu evde.
Çıkalım, haykıralım dînimizi her yerde.
Lât ve Uzzâ denilen putlara, bi-gayri hak,
İbâdet olunur da âşikâre olarak,
Onsekiz bin
âlemin Rabbine, müslümânlar,
Niçin gizli olarak ibâdet yapıyorlar?
Mâdem ki hak mâbuda ibâdet ediyoruz,
Âşikâre yapalım, kimden çekiniyoruz?)
Buna cevap
olarak, Peygamber Efendimiz:
Buyurdu ki: (Yâ Ömer, sayıca çok azız biz.)
Dedim: (Yâ
Resûlallah, seni bize gönderen,
Allahü
teâlâya, yemîn ederim ki ben,
Kimseden
çekinmeden, bu dînimizi artık,
Müşriklerin önünde yapalım açık açık.)
O gün Resûl-i
ekrem, kabûl etti bu fikri.
Ve iki saf hâlinde, topladı mü'minleri.
Hem "Hazret-i Alî"yi, öncü yaptı birine.
Geçirdi "Hamza"yı, da öbür safın önüne.
Hepsinin önüne de, geçti "Hazret-i Ömer".
Kırk bahtiyâr sahâbî, Kâbe’ye yürüdüler.
Hepsi, adımlarını "sertçe" yere vurarak,
Giderlerdi, yolları toz dumana katarak.
Kılıçlar ellerinde, yürüdüler heybetle.
Taşmıştı gönülleri, "îmân" ve "muhabbet"le.
Bekliyordu müşrikler Kâbe’de şu haberi:
Ki: “Gidip, Hattâboğlu katletmiş Peygamberi!”
Lâkin bu
manzarayı görünce birdenbire,
Düştüler çok büyük bir üzüntü ve kedere.
|