|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
YOL AÇIN
KENDİSİNE!
Resûlullah,
eshâbın münkesir hâllerini,
Görünce, bir köşede, kaldırdı ellerini.
Onların o çâresiz hâllerine bakarak,
Şöyle niyâz eyledi, Rabbine yalvararak:
(Yâ Rabbî,
otuzdokuz kişi ki bu mü'minler,
Sana îmân getirmiş kullardır hepsi birer.
Halâs et sen bunları, kâfirlerin şerrinden.
Kurtar bu mü'minleri, korku ve endîşeden.
Şânı yüksek biriyle, kuvvetlendir bu dîni.
Sevindir nusretinle, bu bir avuç mü'mini.)
O anda nâzil
oldu Cebrâil yeryüzüne.
Bir "müjde" getirmişti Allahın Resûlüne.
Dedi: (Yâ Resûlallah, sen bir duâ etmiştin.
Rabbinden, bu din için "yardımcı" istemiştin.
Kabûl etti Rabbimiz, senin o dileğini.
"Bir kimse"yi seçti ki, sağlam eder bu dîni.
Buyurdu ki gökteki cümle meleklerine:
(Saf çekin Beytullah’tan, tâ Erkam’ın
evine.
Dul olan hâtunlara, odun taşımak için,
Kendini, Habîbime siper etmesi için,
Bir kimseyi
seçtim ki, Ömer’dir onun nâmı.
Takviye ederim ben, onun ile islâmı.
Düşüp onun önüne, yol açın kendisine.
Cennet cevherlerini, saçın onun üstüne.)
Rabbimiz,
meleklere, böylece verip emir,
"Ömer ibnil Hattâb"ı, size göndermektedir.
Ey Allahın Habîbi, yoldadır şimdi Ömer.
Huzûruna geliyor Saîd ile berâber.)
Az sonra,
heybet ile geldi "Ömer bin Hattâb".
Silâhlı geldiğini, gördüler cümle eshâb.
Onu böyle görünce, korkuya kapıldılar.
Hemen Resûlullahın etrâfını sardılar.
Lâkin "Hazret-i Hamza", dedi: (Ey ehl-i îmân!
Gelen, bir tek kişidir, kuvvetliyiz biz ondan.
Eğer hayra geldiyse, hoş geldi, büyük devlet.
Eğer şerre geldiyse, şu kılıç kâfi elbet.)
Sonra çıktı
kapıya, etti ki şöyle hitâb:
(Sen ne zannediyorsun bizi ey ibni
Hattâb!
Biz, Abdülmuttalib’in evlâdıyız, güçlüyüz.
Bi-iznillah demiri çiğneyip, püskürtürüz.
Zafer bulacağını eğer zannediyorsan,
Aldandığını bil de, geri dön, git buradan!)
İşitti
Resûlullah Hamza’dan bu sözleri.
Buyurdu ki: (Yol verin, giriversin içeri!)
Tebessüm
buyurarak, karşıladı ve hemen,
Eshâba buyurdu ki: (Çekiliniz önünden!)
Girdi
Hazret-i Ömer, kılıcı omuzunda.
Diz çöktü edeb ile, Resûl'ün huzûrunda.
|