|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
İLET
BENİ RESÛLE
Artık
"Hazret-i Ömer", bir anda değişmişti.
Resûl'ün muhabbeti, kalbine işlemişti.
Hemen dedi: (Yâ Habbâb, ilet beni Resûle.
Zîrâ yanıyor kalbim, onun muhabbetiyle.)
Ve Hazret-i
Saîd’den, suâl etti bu sefer.
Dedi: (Nerde bulunur şu sırada o
Server?
Çabuk ulaştır beni, şerefli huzûruna.
Hizmetinde bulunup, köle olayım ona.)
Peygamber
Efendimiz, o dakîka, o sâat,
Bir evde, eshâbına ediyordu nasîhat.
Saîd dedi: (Yâ Ömer, Resûlullah şu
anda,
Sohbet buyurmaktadır, eshâbı arasında.
Resûlün eshâbından Erkam’ın evi vardır.
Öyle zannederim ki, şu anda oradadır.)
Hazret-i Saîd
ile, Hazret-i Ömer, hemen,
Resûle varmak için, çıktılar o hâneden.
Büyük bir aşk içinde giderlerken ikisi,
O şerefli hânede, Allahın Sevgilisi,
Küffârın
cefâsından kurtulmak gâyesiyle,
İnzivâ ediyordu, bir avuç eshâbiyle.
Evin geliş yoluna, bir “Gözcü” koymuşlardı.
Hepsi, onun uğruna cânsiper olmuşlardı.
Zîrâ "Hazret-i Ömer", Ebû Cehl’in va’dine,
Aldanıp, çıkmış idi o Server'in katline.
Ümit ve sevinç ile bekleşirken kâfirler,
Mü'minler üzüntüde, endîşede idiler.
Onların tek arzûsu, şu idi ki nihâyet:
Halkı, açık olarak etsinler dîne dâvet.
Derlerdi ki: (Ölmeden, söyleseydik bir kere.
Kelime-i tevhîdi, birlikte, âşikâre.)
O kadar
artmıştı ki onların bu arzûsu.
Nihâyet arz ettiler Resûle bu husûsu.
Dediler ki: (Ne olur, bize izin
veriniz.
Çıkalım bu hâneden, bir kerecik hepimiz.
Haykıralım tevhîdi, yüksek bir sedâ ile.
Gam değil ondan sonra, hepimiz ölsek bile.)
Buyurdu: (Ey
eshâbım, aslâ gam çekmeyiniz.
Bu bâbta ümitli ve kavî olsun kalbiniz.
Hazret-i İbrâhîm’i, Nemrûd’un ateşinden,
Ve dahî İsmâil’i, bıçağın kesmesinden,
Nasıl
kurtardı ise cenâb-ı Hak vaktiyle,
Kurtarır bu cefâdan bizi de yine öyle.
Yardımı, bizimledir Allahın çünkü ancak.
Bekleyin,
biraz sonra, bakın neler olacak?)
|