|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
BOYNUMUZU KESSEN DE
Daha da
hiddetlendi buna Hazret-i Ömer.
Dedi ki: (Doğru mudur söylediğin bu haber?)
Nuaym dedi:
(Yâ Ömer, bana inanmıyorsan,
Git hemen evlerine, inanırsın o zaman.
Hem bunu anlamanın, söyliyeyim yolunu.
Git, kendi elin ile, boğazla bir koyunu.
Eğer yemezler ise, senin kestiğin eti,
Bil ki, kabûl etmişler onlar islâmiyyeti.)
Hiddetinden o
anda, kan sıçradı beynine.
Ayrılıp gitti hemen, kardeşinin evine.
Varıp, kapılarını vuracak idi ki tam,
İçerden, kulağına, geldi tatlı "bir kelâm".
Koyuldu dinlemeye o sözleri pür dikkat.
Bunlar, "insan sözü"ne benzemiyordu fakat.
Meğer “Tâhâ sûresi” inmişti o günlerde.
Onu, Hazret-i Habbâb, okuyordu içerde.
Hem Hazret-i Ömer’in gelmesi korkusundan,
Kilitlemişler idi, kapıyı arkasından.
Kapıya, şiddet ile vurdu Hazret-i Ömer.
İçerde, sûre ile, Habbâb’ı gizlediler.
Açtılar korku ile kapıyı en nihâyet.
Baktılar ki o gelmiş, kılıç ile, pür hiddet.
Kız kardeşi Fâtıma, çok kızgın olduğunu,
Görse de, (Buyur!) deyip, içeri aldı onu.
Girdi Hazret-i Ömer içeri o hâneden.
Ve (Ne okuyordunuz?) diyerek sordu hemen.
Fâtıma, maksadını anlamıştı pek katî.
Doğruyu söylemeyip, gizledi hakîkati.
Dedi ki: (Aramızda, var idi bir mesele.
Onu konuşuyorduk, az önce zevcim ile.)
Lâkin
Hazret-i Ömer, inanmadı buna pek.
Başladı eziyete, fenâ öfkelenerek.
Dedi ki: (Doğru imiş işittiğim o haber.
Siz de, onun sihrine aldanmışsınız meğer.)
Sonra zevci
Saîd’i, yakasından tutarak,
Fırlatıp yere attı, fenâ gadaplanarak.
Kız kardeşi, zevcini kurtarmak gâyesiyle,
Koştuysa da, yıkıldı bir "tokat" darbesiyle.
O öfkeli tokatın şiddetiyle hem o an,
Kan akmaya başladı, her iki yanağından.
Fenâ cânı yanmıştı kardeşi Fâtıma’nın.
Lâkin çok kavî idi îmânları onların.
Hattâ o, îmânından aldığı kuvvet ile,
Derhâl feryât etti ki: (Yâ Ömer, beni
dinle!
Niçin Hak teâlâdan korkmaz ve utanmazsın?
Ve onun gönderdiği Resûle inanmazsın?
Ben ve zevcim, inandık Allahın bu dînine.
Boynumuzu
kessen de, dönmeyiz bundan yine.)
|