|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
YÜKSEK MEZİYETLERİ
Bâzı genç
eshâb ile, Alî bin ebî Tâlip,
Sohbet ediyorlardı, eskilerden bahsedip.
“Hazret-i
Ömer”in
de, bahsi geçti bir ara.
Hemen Hazret-i Alî, buyurdu ki onlara:
(Sizler,
hangi Ömer’i söylersiniz ki acep,
Ömrü, "islâmiyyete hizmet" ile geçti hep.
Doğurmadı bir anne, böyle mümtâz bir evlât.
Methetti kitâbında Rabbimiz onu bizzât.
Sünnet-i seniyyeye, muvâfıktı her hâli.
Ayırdı net olarak, "harâm" ile "helâl"i.
Hak teâlâ, dînini, onunla etti azîz.
Onun gelmesi ile, kâfirler kaldı âciz.
Öyle sağlam
yaptı ki halîfelik işini,
Zor duruma düşürdü, kendinden sonrakini.
Yâni onun yaptığı bir tarzda halîfelik,
Yapmaktan, âciz kaldı ondan sonra her melik.
Zayıf ve düşkünlere, pek çoktu merhameti.
Yaymıştı yeryüzüne, huzûr ve adâleti.
Cihâna ün salmışken, böyle adâletiyle,
Hiç "gurûr" ve "kibir"e, kapılmazdı az bile.
Mertebesi, indallah bu kadar yüksek iken,
Hep aşağı görürdü kendisini herkesten.
Onun, dîn-i islâma yaptığı o hizmeti,
Yapmaya, yetişmezdi hiç kimsenin kuvveti.
Öyle "verâ" ve "takvâ" sâhibiydi ki Ömer,
Onun gibi olmaktan, âciz kaldı gayriler.
"Sadaka sütleri"nden, verdiler bir gün ona.
İçti, lâkin sonradan, vâkıf oldu o buna.
Hemence, boğazına sokarak parmağını,
Çıkardı midesinden o sütün tamâmını.
Dedi ki: (Yâ ilâhî, gelen budur elimden.
Sana sığınıyorum, kalan zerrelerinden.)
Bir gün de,
ganîmetten bir miktâr “Misk”i, yine,
Emânet olaraktan, getirmişti evine.
Zevcesine dedi ki: (Bu, ganîmet
malıdır.
Benim değil, bilâkis fakîrlerin hakkıdır.
Bu misk'i, bir an önce satıver de bir ara,
Dağıt paralarını, fakîr ve muhtâçlara.)
Aldı onu
zevcesi, sandığa koydu hemen.
Birkaç gün geçmişti ki, o günden îtibâren,
Bir sabah,
otururken zevcesiyle evinde,
O "misk'in kokusu"nu, duydu baş örtüsünde.
Anladı bu kokunun, o misk'ten geldiğini.
Derhâl alıp yıkadı, örtünün her yerini.
Buyurdu ki: (Bu misk'in faydası,
kokusudur.
O koku gitmedikçe, bulamam râhat, huzûr.
Sakınabilir isek eğer böylelerinden,
Kurtulmak mümkün olur, daha büyüklerinden.)
|