|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
NEREDEN GELİRSİNİZ?
Resûlullah,
mescitte, birgün oturuyordu.
Sahâbe-i güzîne, nasîhat ediyordu.
Buyurdu ki: (Her kişi, ölüp kabre
girince,
İki suâl meleği, ona gelir hemence.
İkisi de heybetli ve çok korkunç melektir.
Bunların suâline cevap vermek bir derttir.)
Dinleyenler
içinde, Hazret-i Ömer dahî,
Vardı ki, o Resûle arz etti şu suâli:
Dedi: (Yâ Resûlallah, girince kabrimize,
Şu andaki aklımız, verilecek mi bize?)
Buyurdu:
(Nasıl ise, şu andaki aklınız,
Kabre girince dahî, öyle olacaksınız.)
Dedi: (Mâdem
aklımız, kabirde verilecek.
Öyle ise yok birşey, hiç endîşe edecek.)
O, fikrini
Resûle eyleyince böyle arz,
Buna,
Hazret-i Alî, taaccüb etti biraz.
Vaktâ ki Ömer Fârûk, göç etti bu âlemden.
Hâtırladı bu sözü, Hazret-i Alî hemen.
Düşündü ki: “Şimdi biz, göreceğiz
Ömer’i.
Bakalım olacak mı, dâvâsının tam eri?
Nasıl cevap verecek, suâl meleklerine?”
Deyip, teveccüh etti hemen onun kabrine.
Yâni kabre çevirip, o an nûrlu kalbini,
Gördü Ömer Fârûk’un, kabirdeki hâlini.
Baktı ki, biraz sonra, geldiler Münker-Nekîr.
Suâle başladılar: (Rabbin kim, dînin nedir?)
Lâkin çok
heybetli ve korkunçlardı o ara.
Bekledi, Ömer Fârûk ne diyecek onlara?
Baktı, gâyet sâkindi, korkusuz, endîşesiz.
Dedi: (Siz ey melekler, nereden gelirsiniz?)
Onun bu
suâline, o melekler cevâben,
Dediler:
(Geliyoruz, yedinci kat göklerden.)
Sordu ki:
(Yedinci kat gök ile, benim kabir,
Arası, size göre ne kadar mesâfedir?)
(Yedibin
yıllık yoldur) diye cevap verdiler.
O zaman Ömer Fârûk, dedi ki: (Ey
melekler!
Tâ yedibin
senelik uzak yoldan geldiniz.
Yine de Rabbinizi, unutmadınız da siz,
Ben, şimdi
biraz önce, yeni çıktım evimden.
Şuracıktan kabire gelinceye kadar ben,
Ne için
unutayım Rabbim ile dînimi?
Hâşâ unutur
muyum hem de Peygamberimi?)
Sonra, iki
meleği, elleriyle tutarak,
Şöyle dedi onlara, çok heybetli olarak:
(Bu ümmete,
bir daha, böyle korkunç, heybetli,
Gelmiyeceğinize, söz verin bana haydi!)
Allahü
teâlânın, emriyle söz verdiler.
(Bu ümmete, heybetle hiç gelmeyiz) dediler.
|