|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
BABA
YÂDİGÂRIYDI
Hazret-i "Ömer
Fârûk", şehîd edildiğinde,
Derin bıçak yarası var idi bedeninde.
Bir cerrah
çağırdılar henüz vefât etmeden.
Gelip, yaralarını ânında dikti hemen.
Dedi: (Üç gün müddetle, etmeyin hiç hareket.
Zîrâ dikişler için, tehlikelidir gâyet.)
Anladı
vefâtının yaklaşmış olduğunu.
Hazret-i Âişe’ye, irsâl etti oğlunu.
Abdullah gitti hemen, onun evine kadar.
Dedi ki: (Pederimin, size bir ricâsı var.
Diyor ki: Âhirete göç edersek eğer biz,
Ravda’ya defnim için, izin verir misiniz?)
O bunu
işitince, üzüldü, çok ağladı.
Dedi: (Ömer, babamdan bize bir
yâdigârdı.
O yeri, kendim için düşünüyordum, fakat,
Mâdem ki o istiyor, ederim muvâfakat.)
Abdullah, bu
cevâbı alarak geldi yine,
Nakletti aynısını, mübârek pederine.
İzin verdiği için, sevindi o da gâyet.
Bu sefer, şu şekilde etti ona vasiyyet:
(Ölürsem, bir daha git evine Âişe’nin.
Bir daha izin iste, Ravda’ya defnim için.
Belki benden utanıp, eylemiştir müsâde.
Sonra vazgeçebilir, şimdi evet dese de.)
Çıkmasına, az
vakit kalmıştı ki namâzın,
Doğruldu yatağından abdest için ansızın.
Lâkin o hareketle, söküldü dikişleri.
Eshâb, haber alarak, girdiler hep içeri.
Buyurdu: (Hakkınızı helâl edin cümleniz.
Zîrâ mahşere kaldı, bir daha görüşmemiz.)
Kelime-i
şehâdet getirdi son bir daha.
Rûhunu teslim edip, vâsıl oldu Allaha.
Vasiyyet mûcibince, Abdullah gitti hemen,
Yine izin istedi, Hazret-i Âişe’den.
O, ağlayıp dedi ki: (Yâ emîr-el
mü'minîn!
Vefâtında bile sen, adlini terk etmedin.
Vermiş idim o yeri, sana ben daha önce,
Değişir mi karârım, şimdi vefât edince?)
Techîz ve
tekfîn gibi hizmetleri gördüler.
Namâzını kılarak, Ravda’ya götürdüler.
Bir sahâbî, Ravda’ya yaklaşıp biraz daha,
Edeble arz eyledi, şunu Resûlullaha.
Dedi: (Yâ Resûlallah, getirdik Ömer’i biz.
Yanınıza defn için, var mıdır müsâdeniz?)
İşitti cümle
eshâb, sesini Peygamberin,
Buyurdu: (Dostumuzu, yanımıza getirin!)
Sonra Ravda
kapısı, açıldı birdenbire.
Onu defn eylediler, şimdi yattığı yere.
|