|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
O CENNETE GİRMEDİKÇE
Âişe-i
Sıddîka hazretlerine bir gün,
İftirâ etmişlerdi münâfıklar büsbütün.
Üzüldü
Resûlullah bu sözler sebebiyle.
İstişâre eyledi, hemence eshâbiyle.
Hazret-i Ömer’le de konuşarak o Server,
Sordu ki: (Sen bu işe, ne diyorsun yâ Ömer?)
Dedi: (Yâ Resûlallah, bu sözler hep
yalandır.
İnanmayın, hepsi de büyük bir iftirâdır.
Böyle sözler, yakışmaz bir müslümân kişiye.
Elbette îmânlı ve tertemizdir Âişe.)
Onun bu
sözlerine, tam muvâfık olarak,
Bir âyet-i kerîme gönderdi cenâb-ı Hak.
Ve şöyle buyurdu ki bu âyette Rabbimiz:
(Onu duyduğunuzda, şöyle demeliydiniz:
“Bu sözler,
müslümâna yakışmayan lâflardır.
Hâşâ, bunların hepsi, büyük bir iftirâdır.”)
Yine Resûl-i
ekrem, hadîs-i şerîfinde,
Ömer ibnil Hattâb’ın, buyurdu ki methinde:
“İslâm dîni”,
mahşerde, insan şekli alarak,
Gelir güzel sûrette ve süslenmiş olarak.
Onun kim olduğunu bildiği hâlde yine,
Allah, (Sen kimsin?) diye sorar islâm dînine.
(Ben islâmım) deyince o da cevap olarak,
(Öyleyse Cennete gir!) buyurur cenâb-ı Hak.
İslâm da cevâbında arz eder ki:
(İlâhî!
Beni azîz tutup da, ikrâm edeni dahî,
Bugün sen
azîz tutup, ikrâm eylemedikçe,
Girmem aslâ cennete, o kulun girmedikçe.)
Ona, Hak
teâlâdan şöyle bir hitap gelir:
(Seni azîz tutanı, kim ise, bul da getir!)
"Ömer
ibnil Hattâb"ı, bulup, tutar elinden,
Sonra, yüksek bir sesle, arz eder şöyle hemen:
(Yâ Rabbî,
herkes beni horladığı bir anda,
Bu, beni azîz tutup, bulundu çok ikrâmda.)
O zaman Hak
teâlâ, şöylece hitâb eder:
(Peki, götür Cennete, onu dahî berâber.)
Lâkin o, yine
durup, Cennete girmez o an.
Bir niyâzda bulunur, yine Hak teâlâdan.
Der ki: (Hâl-i hayâtta olduğu günden
beri,
Tâ kıyâmete kadar, bu zâtı sevenleri,
Cennete
göndermezsen benim ile şu sâat,
İletmem bu kulunu Cennete ben de bizzât.)
O zaman Hak
teâlâ buyurur: (Öyle ise,
Peki, al onları da, kalmasın tek bir kimse.)
Safların
arasında dolaşır islâm dîni.
Arar bulur, bilcümle onun sevenlerini.
"Hazret-i Ömer" ile, onlar da hep birlikte,
Ebediyen cennete girerler böylelikle.
|