|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
HAKKINI HELÂL ETTİN Mİ?
Bir gün "Hazret-i
Ömer", gezerken şehri yine,
Girdi bir mahallede, sokaklardan birine.
Öyle bir hâdiseye şâhit oldu ki birden,
Olmamıştı hiç onu, böyle çok sevindiren.
Zîrâ yaşlı bir kadın, o sokağın içinde,
Oturmuş duruyordu, evinin eşiğinde.
Halîfe, o kadının yanına yaklaşırken,
Kızı, telâşlanarak, seslendi şöyle hemen:
(Anne, gir
içeriye, orada durma daha!
Bak Emîr-ül mü'minîn, geliyor bu tarafa.)
İhtiyar
kadıncağız, içeri girdi hemen.
Ve gördü Halîfeyi, bakınca pencereden.
Söylendi ki:
(Önceden, Ömer derdik biz ona.
Ne zaman Emîr olmuş, hayret ettim ben buna.)
Hazret-i Ömer
dahî, işitti bu sözleri.
Dedi: (Kimdir tanıtan, kendisine
Ömer'i?
Ey kadın, doğru dedin, ben o eski Ömer'im.
Doğruyu anlamışsın, seni tebrîk ederim.)
Bir gün de
otururken, eshâbla bir sahrâda,
Gâyet fakîr bir köle, gelerek o sırada,
Söyledi ki:
(Yâ Ömer, insâfın yok mu senin?
Kalk da
hizmet et bana, sen nasıl halîfesin?)
Üzüldü Ömer
Fârûk, onun bu sözlerine.
Dedi: (Ne istiyorsan, getireyim yerine.)
Dedi: (Çoktan
beridir, yırtıktır şu gömleğim.
Elimden gelmiyor ki, kendim tâmir edeyim.
Mâdem ki halîfesin şu anda millete sen,
Al dik şu gömleğimi, budur senin vazîfen.)
Acıyıp
buyurdu ki: (Çok haklısın kardeşim!
Düşkünlere hizmettir, evvelâ benim işim.)
Fakîr, yırtık
gömleği uzattı Halîfeye.
Ki, yırtık yerlerini dikip de versin diye.
Tâmire başlayınca fakîrin gömleğini,
Söyledi bu sefer de, başka bir dileğini.
Dedi: (Çıplak durmaya, alışmamış bedenim.
Gömleğini çıkar da, üzerime ört benim.)
Ona da
(Peki!) deyip, çıkardı gömleğini.
Üzerine örterek, yaptı bu dileğini.
Tâmirini bitirip, giydirdi ona derhâl.
Buyurdu ki: (Hakkını, ettin mi bana helâl?)
Dedi ki: (Ben
hakkımı helâl ettim de, fakat,
Bilesin ki sen dahî, edersin bir gün vefât.
Ve o mahşer gününde, şarktan tâ garba kadar,
Nice aç ve açıklar, nice düşkün olanlar,
Haklarını,
hep senden alacaktır, bilesin.
Dünyâda ona göre hareket eyliyesin.)
Çok ağladı
Halîfe, onun bu sözlerine.
Gözyaşları dökerek, geri döndü evine.
|