|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
KEMİĞE
YAZILAN YAZI
Sa’d bin ebî
Vakkâs ki, Kûfe vilâyetine,
Vâli olup, ev yapmak arzû etti kendine.
Arsa bulup, istedi, onu satın almayı.
Lâkin bir mecûsîye, âitti yarı payı.
Çağırıp buyurdu ki: (Bu hisseni bana sat!)
Cevâben, (Satmam!) dedi mecûsî ona fakat.
Para verdi ise de değerinden pek fazla,
Yanaşmadı mecûsî, satmaya yine aslâ.
Dediler ki: (Efendim, bir mecûsî
kimseye,
Ne lüzûm var, bu kadar fazla ısrâr etmeye.
Siz bugün vâlisiniz, o, mecûsî bir kişi.
Parasını vererek, bitirin hemen işi.)
Mecûsî bunu
duyup, evine gitti hemen.
Halîfenin adlini, duymuş idi evvelden.
Derhâl yollara düşüp, erişti Medîne’ye.
Ve sordu: (Halîfenin sarayı nerde?) diye.
Dediler: (Halîfenin, yoktur köşkü, sarayı.
Dolaşmaya çıkmıştır, şu sırada sahrâyı.)
(Peki!)
deyip, şehirden, dışarı çıktı hemen.
Lâkin yoktu sahrâda, ne gelen, ne de giden.
Gördü bir kimseyi ki, uyuyordu orada.
Sordu ki: (Halîfeyi gördün mü buralarda?)
Meğer o
"kimse" idi, aramış olduğu zât.
Melik olacağını, tahmîn etmedi fakat.
Doğrulup, mecûsîye sordu ki şöyle hemen:
(Ne için arıyorsun Halîfeyi peki sen?)
Anlattı
hâdiseyi, Emîr-ül mü'minîne.
Halîfe, onu alıp, geldi hemen evine.
Hizmetçiye dedi ki bunu halletmek için:
(Bana, bir parça kağıt, bulup getirir misin?)
O, kağıt
bulamayıp, Halîfeye etti arz.
Buyurdu: (Öyle ise, deri ver bana biraz.)
O da
bulunmayınca, buyurdu: (Öyle ise,
Yazmak için, bir kemik parçası getir bize.)
O, bir kürek
kemiği buldu ve verdi hemen.
Halîfe, şöyle yazdı o vâliye hitâben:
(Yâ Sa’d, kırma kalbini sen bu gelen
kişinin.
Aksi halde bana gel, ifâde vermek için!)
Mecûsî, o
kemiği vâliye götürünce,
Titremeye başladı, vâli onu görünce.
Dedi: (Ne istiyorsan, yapayım her birini.
Yeter ki, Halîfeye götürme sakın beni.)
Mecûsî bunu
görüp, bayılıp düştü birden.
Kendisine gelince, îmâna geldi hemen.
Dedi: (Emîrinizi, gördüm ben
Medîne’de.
Eski bir hırka ile, uyurdu kuru yerde.
Onun heybetini de, gördüm ben işte şu an.
Arsam hediye olsun, ben de oldum müslümân.)
|