ŞİİRLERLE MENKIBELER

DÖRT BÜYÜK HALİFE

 

1.Cild

 Kitap       Web

2.Cild

 

Peygamber (Aleyhisselâm) Efendimizin Hayatı

 

03 -

Peygamberler

04 -

Dört Büyük Halife

 

 

05 -

Eshâb-ı Kiram

06 -

Büyük İmâmlar

 

 

07 -

Anadolu Evliyâları

08 -

Buhârâ Evliyâları

 

 

09 -

Horasan Evliyâları

10 -

Rehber İnsanlar

 

11 -

Güzel Nasihatlar

12 -

İmân ve Namaz

02 - HAZRET-İ ÖMER (Radıyallahü Anh)

KEMİĞE YAZILAN YAZI

 

Sa’d bin ebî Vakkâs ki, Kûfe vilâyetine,

Vâli olup, ev yapmak arzû etti kendine.

 

Arsa bulup, istedi, onu satın almayı.

Lâkin bir mecûsîye, âitti yarı payı.

 

Çağırıp buyurdu ki: (Bu hisseni bana sat!)

Cevâben, (Satmam!) dedi mecûsî ona fakat.

 

Para verdi ise de değerinden pek fazla,

Yanaşmadı mecûsî, satmaya yine aslâ.

 

Dediler ki: (Efendim, bir mecûsî kimseye,

Ne lüzûm var, bu kadar fazla ısrâr etmeye.

 

Siz bugün vâlisiniz, o, mecûsî bir kişi.

Parasını vererek, bitirin hemen işi.)

 

Mecûsî bunu duyup, evine gitti hemen.

Halîfenin adlini, duymuş idi evvelden.

 

Derhâl yollara düşüp, erişti Medîne’ye.

Ve sordu: (Halîfenin sarayı nerde?) diye.

 

Dediler: (Halîfenin, yoktur köşkü, sarayı.

Dolaşmaya çıkmıştır, şu sırada sahrâyı.)

 

(Peki!) deyip, şehirden, dışarı çıktı hemen.

Lâkin yoktu sahrâda, ne gelen, ne de giden.

 

Gördü bir kimseyi ki, uyuyordu orada.

Sordu ki: (Halîfeyi gördün mü buralarda?)

 

Meğer o "kimse" idi, aramış olduğu zât.

Melik olacağını, tahmîn etmedi fakat.

 

Doğrulup, mecûsîye sordu ki şöyle hemen:

(Ne için arıyorsun Halîfeyi peki sen?)

 

Anlattı hâdiseyi, Emîr-ül mü'minîne.

Halîfe, onu alıp, geldi hemen evine.

 

Hizmetçiye dedi ki bunu halletmek için:

(Bana, bir parça kağıt, bulup getirir misin?)

 

O, kağıt bulamayıp, Halîfeye etti arz.

Buyurdu: (Öyle ise, deri ver bana biraz.)

 

O da bulunmayınca, buyurdu: (Öyle ise,

Yazmak için, bir kemik parçası getir bize.)

 

O, bir kürek kemiği buldu ve verdi hemen.

Halîfe, şöyle yazdı o vâliye hitâben:

 

(Yâ Sa’d, kırma kalbini sen bu gelen kişinin.

Aksi halde bana gel, ifâde vermek için!)

 

Mecûsî, o kemiği vâliye götürünce,

Titremeye başladı, vâli onu görünce.

 

Dedi: (Ne istiyorsan, yapayım her birini.

Yeter ki, Halîfeye götürme sakın beni.)

 

Mecûsî bunu görüp, bayılıp düştü birden.

Kendisine gelince, îmâna geldi hemen.

 

Dedi: (Emîrinizi, gördüm ben Medîne’de.

Eski bir hırka ile, uyurdu kuru yerde.

 

Onun heybetini de, gördüm ben işte şu an.

Arsam hediye olsun, ben de oldum müslümân.)

Bir Önceki Sayfaya GiderBu Kitabın Ana Sayfasına GiderBir Sonraki Sayfaya Gider

Abdüllatif Uyan