|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
O, İSLÂMIN
NÛRUDUR
"Hazret-i
Hüseyin"le, bir gün "Hazret-i Hasan",
Ziyârete gittiler Halîfeyi bir zaman.
Resûl'ün torunları, girince içeriye,
Önce selâm vererek, oturdular bir yere.
Lâkin alamadılar o selâma bir cevap.
Zîrâ meşgûliyetten, duymadı "İbni Hattâb".
İşini bitirince, farketti çocukları.
Ve yanına çağırdı hemencecik onları.
Lâkin bu hâdiseye, çok üzülmüştü gençler.
(Size selâm vermiştik!) diye sitem ettiler.
Duyunca, çok üzüldü buna halîfe dahî.
Buyurdu: (Çok meşgûldüm, işitmedim
vallahi.)
Ve kalkıp,
yanlarına kendi gitti bu sefer.
Onlar dahî kalkarak, çok saygı gösterdiler.
Halîfe, çocukların aldı gönüllerini.
Hazîne memuruna, verdi hemen emrini.
Dedi: (İki elbise, al getir hazîneden.
Sonra bu çocuklara, onları giydir hemen.)
Yeni
elbiseleri, giyinip o çocuklar,
Derhâl babalarının huzûruna koştular.
Dediler: (Babacığım, halîfe Ömer, bize,
Hazîneyi açtırıp, verdi birer elbise.)
Hazret-i Alî
dahî, buna çok memnûn oldu.
Dedi ki: (Resûlullah bir gün şöyle buyurdu:
“Ömer,
hayâtta iken, hem nûrudur islâmın.
Hem de cennet ehlinin, ışığıdır o yârın.”)
Çocuklar,
Halîfeye, verdiler bunu haber.
Duyunca, çok sevindi buna Hazret-i Ömer.
İhsânından dolayı, hamdeyledi Allaha.
Ve (Kâğıt kalem getir!) buyurdu Abdullah’a.
Oğlu kâğıt ve kalem getirip edince arz,
Buyurdu ki: (Ey oğlum, üzerine şöyle yaz:
Resûl'ün
torunları, Hüseyin ile Hasan,
Şöyle söylediler ki, duyup babalarından,
Bir gün şöyle buyurdu o Sevgili Peygamber:
“Cennetin ışığı ve islâma nûrdur Ömer.”)
Abdullah, bu
yazıyı verince yazıp ona,
Halîfe çok sevinip, buyurdu ki oğluna:
(Ey oğlum, bu
yazıyı, iyi muhâfaza et.
Ve ne zaman dünyâdan göç edersem ben şâyet,
Bunu al,
kefenimin arasına iliştir.
Zor durumda kalırsam, imdâdıma yetişir.)
Abdullah
anlatır ki: Babam göçtü dünyâdan.
Bir yıl sonra, babamı, rüyâda gördüm bir an.
Buyurdu: (Bir senedir, hesâb olunuyordum.
Hesâptan, ancak şimdi halâs olup, kurtuldum.)
(Nasıl
kurtuldun?) diye, suâl ettim babama.
Buyurdu ki: (O yazı, yetişti
imdâdıma.)
|