|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
BİR
ADÂLET ÖRNEĞİ
Bir gün "Hazret-i
Ömer", bir grup sahâbîyle,
Çıktılar
Medîne’den, Şam’a gitmek azmiyle.
Var idi kendisinin, sâdece bir devesi.
Gelirdi yanı sıra, “Mugîre” nâm kölesi.
İkisinin bineği, tek "bir deve" olunca,
Sırayla binerlerdi deveye yol boyunca.
Bir sâat kendi biner, köle yaya giderdi.
Sonra kölesi biner, kendi yere inerdi.
Şam’a yakın gelince kâfile en nihâyet,
"Mugîre"ye gelmişti, binmede en son nöbet.
Lâkin râzı olmadı buna eshâb-ı güzîn.
Hemen arz ettiler ki: (Yâ emîr-el
mü'minîn!
Gerçi binme
sırası, gelse de Mugîre’ye,
Şam’a gelmiş bulunduk, siz binseniz deveye.
Zîrâ yaya görürse, sizi merak edenler,
Yanılıp, kölenizi halîfe zannederler.)
Fakat o
buyurdu ki: (Mugîre’nindir nöbet.
Ben deveye binersem, nerde kalır adâlet?
nûru ile, aydınlandı kalbimiz.
Resûl'ün ahlâkıyle, düzeldi her hâlimiz.
Hak teâlâ bizlere, vermişken bu nîmeti,
Deveye binmemizin, var mıdır bir kıymeti?
Ey Resûl'ün eshâbı, iyi düşünsenize.
“Eshâb” olmak şerefi, yetmez mi şimdi bize?)
Ve
şereflendirdiler nihâyet Şam şehrini.
Halîfe, tellâl ile, bildirdi şu emrini:
(Sağ ve sâlim
çıkmamız, belli değil bu yerden.
Kimin bir hakkı varsa, istesin gelip benden.)
Kölesi öne
çıkıp, dedi ki: (Ey efendim!
Vaktiyle üstünüzde, bir hakkım kaldı benim.
Zîrâ çekmiş idiniz, bir zaman kulağımı.
Şimdi müsâdenizle, istiyorum hakkımı.)
Halîfe
buyurdu ki: (Gel öyleyse kardeşim!
Sen de çek
benimkini, dünyâda ödeşelim.)
Dediler: (Ey Halîfe, arzımız şudur ki ilk,
Gelmemiştir dünyâya, sizin gibi bir melik.
Câizken, efendinin köleyi terbiyesi,
Doğru mu, onun sizden böyle hak istemesi?)
Buyurdu:
(Bu iş mühim, sakın mâni olmayın!
Bugün helâllaşmazsak, güç olur sonra yârın.)
Ve Hazret-i
Mugîre, geldi ve çekti biraz.
Buyurdu: (Ey Mugîre, ne için çekersin az?)
Dedi ki:
(Ey efendim, fazla çekersem eğer,
Korkarım senin hakkın, bana geçer bu sefer.)
Mugîre’nin bu
işte, şu idi ki gâyesi,
Sevsin daha ziyâde, kendini efendisi.
Zerre kadar şüphesi olsaydı bunda şâyet,
Yapmazdı ona karşı, aslâ böyle hareket.
|