|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
BU KALE NİÇİN FETHEDİLMEZ?
Rivâyet
edilir ki: "Ömer Fârûk" devrinde,
Muhâsara edildi bir kale, Şam şehrinde.
Kale, öğleye kadar fethedilmediğinden,
Hazret-i Ömer Fârûk, gadaba geldi birden.
İslâm askerlerini, toplayarak acele,
Buyurdu ki: (Ne için, fethedilmez bu
kale?
Küffâr dayanamazdı karşımızda bu
kadar.
Aramızda mutlaka, bir günâh işleyen var!)
Bilcümle
mücâhitler, üzüldüler buna hep.
Hepsi düşündüler ki: “Bu günâh nedir acep?”
O ara,
ağlayarak biri geldi erlerden.
Dedi: (Aradığınız o hatâ oldu benden.
Zîrâ ben, teheccüde kalktığımda bu gece,
"Misvaksız" abdest alıp, namâz kıldım öylece.
Karanlık olduğundan, bu hatâ etti zuhûr.
Sizin aradığınız o günâh, belki budur.)
Buyurdu ki:
(Tövbe et öyleyse bu günâha.
Terk etme bu sünneti, bundan sonra bir daha.)
Bir gün de
Ömer Fârûk, Bizans’ın kralına,
Bir elçi göndererek, dâvet etti îmâna.
Bizans imparatoru, bu teklîfe cevâben,
Hediyeler gönderdi bir elçisiyle hemen.
Vaktâ ki Medîne’ye, o elçi geldiğinde,
İslâm halîfesini bulamadı yerinde.
Zîrâ o, o sâatte, sıvamış kollarını,
Dul bir kadıncağızın, örerdi duvarını.
Dediler: (Elçi geldi, Bizans memleketinden.)
Buyurdu ki: (Buraya getirin onu hemen!)
Dediler ki:
(Efendim, yıkayıp elinizi,
Bir yere
otursanız, olmaz mı daha iyi?)
Kabûl
buyurmayınca, elçi geldi nihâyet.
Onu böyle görünce, küçümsedi be gâyet.
Dedi: (Pâdişahınız bu kişi mi, ne
ilginç.
İmparator bilseydi, göndermezdi beni hiç.)
O zaman Ömer
Fârûk, gadaba geldi birden.
Çamurlu ellerini, uzatarak âniden.
"İki parmağı" ile, işâret eyleyerek,
Ona, şöyle bağırdı, fenâ celâllenerek:
(Eğer
göndermeseydi o imparator seni,
Şu iki parmağımla, oyardım gözlerini!)
Bizans
imparatoru, bu hâdise ânında,
Hiçbir şeyden habersiz, otururken tahtında,
Girdi iki
gözüne, çamurlu "iki parmak".
Oyuldu ikisi de, böyle âni olarak.
Elçi geri dönüp de, öğrenince bu şeyi,
Hâtırladı hemence, o günkü hâdiseyi.
Hesâb edip gördü ki, her iki hâdise de,
Aynı güne rastlıyor, hem de aynı sâate.
|