|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
ZEYTİNYAĞI, TUZ, EKMEK
"Ömer
ibnil Hattâb"ın devrinde, bir zamanlar,
Şikâyete
gelmişti, Îrân’dan müslümânlar.
Dinledi Ömer Fârûk, onların sözlerini.
Gönderdi
üstlerine, bir grup askerini.
Gidip, önce onlara, islâmı arz ettiler.
Kabûl
etmeyince de, (Cizye verin!) dediler.
Onu da reddedince, kalmadı artık vebâl.
Başladı
birdenbire, çok şiddetli bir kıtâl.
Allahın yardımıyla, kazandı yine eshâb.
Çok ganîmet
malları, ele geçti bî-hesâb.
Lâkin mallar içinde, bir “Kutu” var idi ki,
“İnci”
ve
“mücevher”le, dolu idi hep içi.
Başkumandân Mesleme, o kutuyu, bir ara,
Taksîmden
daha önce, ayırdı bir kenara.
Bu mevzûda, askerin rızâsını alarak,
Gönderdi
Halîfeye, bir hediye olarak.
Ve şöyle emretti ki, götürecek o ere:
(Bunu, özel
olarak, ver Hazret-i Ömer’e.)
(Baş üstüne!)
diyerek, yollara düştü o er.
Erişti
Medîne’ye, "o kutu"yla berâber.
Hazret-i Ömer ise, onun geldiği sâat,
Fakîrlere,
ziyâfet verirdi kendi bizzât.
Bekledi bir kenarda, yemek bitti nihâyet.
Halîfe onu
görüp, evine etti dâvet.
Asker, Halîfe ile girince içeriye,
Rastlamadı "minder"le,
"kilim"den başka şeye.
O minderde oturttu Halîfe gelen eri.
Kilimin
üzerine oturdu kendileri.
Geldi sonra bir sofra, mütevâzı idi pek.
Vardı yemek
olarak, "zeytinyağı, tuz, ekmek".
Çıkarınca kutuyu cebinden sonra o er,
(O kutu
nedir?) diye, sordu Hazret-i Ömer.
Dedi ki: (Başkumandân, râzı edip
erleri,
Ayırdı
ganîmetten, işbu mücevherleri.
Sığınıp daha sonra, yüksek müsâdenize,
Ve hediye
gönderdi, bunu hazretinize.)
Hazret-i Ömer
Fârûk, işitince bu sözü,
Ağlayıp,
yaşla doldu mübârek iki gözü.
Dedi: (Bize, "islâm"ı bahşetti Hak teâlâ.
Var mıdır
bizim için, bir nîmet bundan âlâ?
Aslâ kabûl edemem, götür bunu ver geri.
Yakmak mı
istersiniz, siz bununla Ömer’i?
Zîrâ mücâhidlerin hakkıdır bu da yine.
Mesleme’ye
götür de, dağıtsın askerine.
Ve ona şu husûsu söyle ki benden taraf:
"Adâlet"ten,
kıl kadar eylemesin inhirâf.
Gâzîlerin hakkını, göndermesin Ömer’e.
Yoksa o, hiç
muvaffak olamaz, ona göre.)
|