|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
KİBİRE KAPILMADI
"Ömer
ibnil Hattâb"ın devrinde, çok memleket,
Fetholup,
geçti ele, nice mal ve ganîmet.
Onun şânı şöhreti, çıkmışken zirvesine,
Eski
yaşayışını, değiştirmedi yine.
Yerdi acıktığında, kuru “arpa ekmeği”,
Ve
“yamalı” olarak, giyerdi elbiseyi.
Kızı Hazret-i Hafsa, zevcesiydi Resûl'ün.
Resûlullahtan
sonra, yaşadı bir nice gün.
Muhterem babasının, bu haşmetli devrinde,
Ziyârete
gelmişti, onu kendi evinde.
Bir ara hırkasına, dikkatle etti nazar.
Gördü ki,
üzerinde tam "oniki yama" var.
Dedi ki: (Babacığım, çok eskimiş
hırkanız.
Bunu
giymeseniz de, yenisini alsanız.)
Buyurdu ki:
(Ey kızım, bu nasıl sözdür öyle?
Benden daha
yakındın, zevce idin Resûl'e.
Dünyâdan kaçtığını bilmez misin Resûl'ün?
Ehemmiyet
verdi mi dünyâya, O hiçbir gün?
Vefâtı yakın iken, çağırdı bir gün beni.
Bildirdi bu
husûsta, bana vasıyyetini.
Buyurdu ki: (Yâ Ömer, vefât
eylediğinde,
Eğer bulmak
istersen, beni mahşer yerinde,
Ayrılma benim
ile, Ebû Bekr’in yolundan.
Şimdiki şu
hâlini, değiştirme hiçbir an.)
Ey kızım,
böyle iken vasıyyeti Resûl'ün,
Değiştirebilir mi, hâlini Ömer bugün?)
Yine halîfe
iken bir gün, Hazret-i Ömer,
Bir yerde
otururdu, eshâb ile berâber.
"Hurma lifi"nden idi, üstündeki hırkası.
Var idi
üzerinde, "on tâne" de yaması.
Buna şâhit olunca, o gün eshâb-ı güzîn,
Üzülüp,
dediler ki: (Yâ emîrel mü'minîn!
Bu yamalı hırkayı, giymeseniz de şu
an,
Yenisini
alsanız sultânlara yakışan.)
Halîfe, bu
sözlerden üzüldü, celâllendi.
Sahâbe-i
güzîne, şöyle hitâb eyledi:
(Siz hâlâ
zâhire mi, dışa mı bakarsınız?
Niçin bu
vesveseden, hâlâ kurtulmazsınız?
Bahşetti Allah bize, “İslâm” gibi nîmeti.
Var mı bunun
yanında, başka şeyin kıymeti?
Bu, öyle devlettir ki, herkese nasîb olmaz.
Şükrünü
yapmak için, kimsede güç bulunmaz.
O, "îmân" nîmetini, vermişken hepimize,
Hırkanın
eskiliği, ne zarar verir bize?
“İslâm”la azîz etti bizleri Hak teâlâ.
Şık görünmek
arzûsu, ne arar sizde hâlâ.)
Edeb ile
dinleyip, vermediler bir cevap.
Zîrâ bu
sözlerine, hak verdi cümle eshâb.
|