|
02 - HAZRET-İ ÖMER
(Radıyallahü Anh)
BÖYLE
HÜKÜM VERİRİM
"Adâlet"in
timsâli, Sıddîk’ın halîfesi.
İyilikler
menbâı, feyiz nûr hazînesi.
Dokuzuncu dedesi, Kâ’b adlı bir kimsedir.
Soyu, "Resûlullah"la,
bu kimsede birleşir.
Îmân etmesi ile, otuziki yaşında,
Mü'minlerin
sayısı, “kırk”a çıktı o anda.
“Fârûk” lâkabı ile, şereflendi sonradan.
Nitekim bir
hâdise, vukû buldu o zaman.
Şöyle ki, bir “yehûdî” ve bir “münâfık” kimse,
İhtilâfa
düştüler bir husûsta nedense.
O zaman, münâfığa dedi ki o yehûdî:
(İstersen
Muhammed’e, gidelim, yürü haydi!
Ona söyleyelim de, bu ihtilâfımızı,
Meseleyi o
çözsün ve bulsun aramızı.)
Böylece,
yehûdînin uyarak arzûsuna,
Geldiler
Peygamber-i zîşân’ın huzûruna.
Meseleyi, ayniyle verince ona haber,
“Yehûdînin
lehine”, hüküm verdi Peygamber.
Çıktılar daha sonra, Resûl'ün huzûrundan.
Lâkin o
münâfığın, huzûru kaçtı bundan.
Dedi ki: (Bu olmadı, gel Ömer’e
gidelim.
O nasıl
hükmederse, onu kabûl edelim.)
Yehûdî, buna
dahî râzı olup, bu sefer,
Ömer ibnil
Hattâb’ın, hânesine gittiler.
Meseleyi anlatıp, beklerken ondan cevap,
Önce, bir
suâl sordu onlara İbni Hattâb.
Buyurdu ki: (Var iken Peygamber
Efendimiz,
Siz, ona
gitmeyip de, niçin bana geldiniz?)
Yehûdî arz
etti ki: (Biz buraya gelmeden,
Söylediğiniz
zâta gittik daha evvelden.
Lâkin onun hükmünü, beğenmedi bu kişi.
Şimdi sana
geldik ki, hâlledesin bu işi.)
O böyle
söyleyince, celâllendi o ara.
Lâkin belli
etmedi kızdığını onlara.
Sonra, o münâfığa sordu ki dönüp hemen:
(Resûl'e
gittiğiniz, doğru mu hakîkaten?)
Münâfık,
(Evet, doğru), diyerek edince arz.
Buyurdu:
(Öyle ise, bekleyin beni biraz!)
İçeriye
girerek, bir “Satır” aldı hemen.
Eteğinin
altında, çıktı belli etmeden.
Onlar, merak içinde beklerken ondan cevap,
O satırı,
hiddetle kaldırdı İbni Hattâb.
Büyük dehşet içinde bakarken bunlar ona,
İndirdi o
satırı münâfığın boynuna.
Buyurdu: (Peygambere, inanmazsa bir
kimse,
Böyle hüküm
veririm, ibret olsun herkese.)
Cibrîl
aleyhisselâm, Resûl'e geldi o an.
Dedi:
(Ayırdı Ömer, hakkı bâtıl olandan.)
|