|
01 - HAZRET-İ EBÛ BEKR
(Radıyallahü Anh)
EZİYET, İŞKENCE, ZULÜM
Bir gün yine
müşrikler, gelip, Kâbe dibinde,
Atıp
tutuyorlardı, "Resûl"ün aleyhinde.
Sonra Resûlullah da, teşrîf edince hemen,
Hayâsızca,
üstüne saldırdılar hep birden.
Ve hattâ içlerinde, en azılı ve bedbaht,
Bir kâfir var
idi ki, “Ukbe bin ebî Muayt.”
Peygamber-i
zîşânın, yapıştı yakasına.
Ve sıkmaya
başladı, sanki boğarcasına.
Yetişti o esnâda, Hazret-i "Ebû Bekir".
Ve gördü ki,
vaziyet gâyet tehlikelidir.
Onu, bu kâfirlerden kurtarmak maksadiyle,
Daldı
aralarına hemence cân havliyle.
Dedi: (Rabbim Allahtır diyeni, ey
kâfirler!
Öldürecek
misiniz, ama o bir peygamber.)
Onlar,
Resûlullahı bırakarak, bu kere,
Saldırıya
geçtiler, Hazret-i Ebû Bekr’e.
Ayakkabılarıyla vurarak yüzüne hem,
Kan içinde
bırakıp, verdiler büyük elem.
Tanınmayacak hâle gelmişti ki mübârek,
Birden, Teym
oğulları yetişti seğirterek.
Onu, o kâfirlerin alarak ellerinden,
Böylece
kendisini kurtardılar ölümden.
Bir çarşafın içinde, evine götürdüler.
Eve
vardıklarında, onu baygın gördüler.
Ancak akşama doğru, kendisine gelince,
(Resûlullah
nasıldır?)
diye sordu ilk önce.
Vâlidesi Ümmül Hayr, dedi ki: (Ey evlâdım!
Ne yemek
istiyorsan, söyle, hazırlayalım.)
Lâkin o,
Peygamberi ediyordu çok merak.
Dedi:
(Ümm-i Cemîl’den, gidip sorun koşarak.)
Hemşîresi
olurdu, o, Hazret-i Ömer’in.
Ona gitti
annesi, bir bilgi almak için.
Meğerse Ümm-i Cemîl, habersizmiş bu işten.
Öğrenince,
Sıddîk’ın, yanına koştu hemen.
Sordu Ümm-i Cemîl’e, Hazret-i Ebû Bekir:
(Şu anda
Resûlullah, acabâ ne hâldedir?)
(Hayâttadır)
deyince, dedi: (Elhamdülillah!
Peki, şimdi
ne yapar, nerdedir Resûlullah?)
Ümm-i Cemil
dedi ki: (Erkam’ın evindedir.
Şükür,
hayâtta olup, sıhhati yerindedir.)
Dedi:
(Resûlullahı, ben bizzât görmedikçe,
Ne yer, ne de
içerim bunu öğrenmedikçe.)
Gece, herkes
uyuyup, çekilince el ayak,
Onların
yardımıyla, güçlükle doğrularak,
Yavaş yavaş
yürüyüp, vardı Resûlullaha.
Onu sıhhatte
görüp, şükreyledi Allaha.
Koklayıp öptü onu, sevgiyle sarılarak.
Kalbi, onu
görünce, müsterîh oldu ancak.
|