|
01 - HAZRET-İ EBÛ BEKR
(Radıyallahü Anh)
HARÂM KORKUSU
Hazret-i "Ebû
Bekr"in bir hizmetçisi vardı.
Her günkü
yemeğini, o alıp hazırlardı.
Yine de soruyordu, her gün o hizmetçiye:
(Bu yemeği,
nereden tedârik ettin?)
diye.
Bunları, ince ince sorar ve incelerdi.
"Helâl"den
olduğunu öğrenip, sonra yerdi.
Buna rağmen bir akşam, getirdiği yemekten,
Bir lokma
yemişti ki bir şey suâl etmeden,
Arz etti
hizmetçisi: (Hep suâl ederdiniz.
Bugün, bir
şey sormadan, hemen yiyiverdiniz.)
Buyurdu ki:
(Haklısın, acıkmıştım bugün pek.
Öyleyse şimdi
söyle, nerden geldi bu yemek?)
Dedi ki:
(Câhiliyye devrinde, bâzı kere,
Raksedip
oynar idim bir kısım kimselere.
Yine bir gün, bir yerde, raksedip oynamıştım.
Lâkin
karşılığında, bir şey alamamıştım.
Bugün, o kimselerden, gidip aldım paramı.
İşte o para
ile, getirdim bu taâmı.)
Hazret-i Ebû
Bekir, duyunca bunu ondan,
Elindeki "lokma"yı,
bıraktı hemen o an.
Hattâ üzüntüsünden, başladı ağlamaya.
Gözlerinden
sel gibi, başladı yaş akmaya.
Ve derhâl boğazına sokarak parmağını,
Çıkardı o
yediği lokmanın tamâmını.
Öyle zahmet çekti ki lokmayı çıkarırken,
"Ölecek"
zannettiler kendisini bu yüzden.
Dediler ki: (Bir lokma yemektir bu nihâyet.
Değer mi
bunun için çekersin bunca zahmet?)
Buyurdu:
(Duymuştum ki, Resûl'den ben bir kere:
“Cennet harâm
kılındı, harâmdan yiyenlere.”
Bu yüzden çok
uğraştım, lokmayı çıkarmaya.
Bunu, tercîh
eyledim Cehennemde yanmaya.)
Sonra dedi:
(Yâ Rabbî, elimden budur gelen.
Sana
sığınıyorum, kaldıysa bir zerreden.
Yâ Rabbî, ben çok zaîf ve çok âciz bir kulum.
Cehennem
ateşine, dayanmaz bu vücûdum.)
Yine bir âlim
zâta, gelip bâzı ahâlî,
Oturup,
kendisine sordular şu suâli:
(Hazret-i Ebû
Bekir, dîn-i islâm uğrunda,
Malının
tamâmını verdi Allah yolunda.
Hazret-i Ömer ise, yarısını vermiştir.
Böyle
yapmalarında, acabâ hikmet nedir?)
Cevâben
buyurdu k: (Hazret-i Ebû Bekir,
“Sıdk”,
yâni sıddîklığı temsil eylemektedir.
Gereği de şudur ki zîrâ sâdık olmanın,
Tamâmını
vermektir, elinde olanların.
Hazret-i Ömer ise, “Adl”in temsilcisidir.
Onun için
malının yarısını vermiştir.)
|