|
01 - HAZRET-İ EBÛ BEKR
(Radıyallahü Anh)
AY VE GÜNEŞ MİSÂLİ
"Peygamber-i
zîşân"la, Hazret-i "Ebû Bekir",
Birlikte,
Medîne’ye hicret eylemişlerdir.
Medîne’ye varmadan, bir mahâle geldiler.
Bir hurmalık
içinde, oturup dinlendiler.
Bu haber, Medîne’de, ulaşınca millete,
Halk,
sevinçle koşarak, geldiler ziyârete.
“Güneş” ve “Ay” misâli, iki kişi gördüler.
Hangisi
Peygamberdir? Ayırt edemediler.
Hazret-i "Ebû Bekir", halkı karşılıyordu.
Onlarla
konuşuyor ve hizmet ediyordu.
Allahın Sevgilisi "Hazret-i Peygamber" de,
Sessiz ve
vakar ile, otururdu o yerde.
Az sonra güneş çıkıp, yükselince nihâyet,
Isı ve
harâreti, fazlalaştı be gâyet.
Hazret-i Ebû Bekir, ridâsını, üstünden,
Çıkarıp, o
Resûl'e "gölgelik" yaptı hemen.
Ziyârete gelenler, görünce böyle onu,
Bildiler, "Peygamber"in
hangisi olduğunu.
Yine bir gün Cibrîl'i, Hirâ’da, ilk olarak,
Görünce,
ürpermişti elinde olmıyarak.
Ayrılıp,
aceleyle, şehre indi o yerden.
Hazret-i
Hatîce’nin yanına geldi hemen.
Dedi ki: (Ebû Bekr’i, çağır da bir
aralık,
Bulayım onun
ile bir sükûnet, râhatlık.)
Hazret-i Ebû
Bekir, hiç vakit geçirmeden,
Gelip suâl
edince, hâlini o Resûl'den,
Buyurdu:
(Yâ Ebâ Bekr, bugün Hirâ dağında,
Bir kimseyi
gördüm ki, tam ibâdet ânında,
Gâyet
heybetli olup, havada duruyordu.
Kırmızı
yâkuttan bir tahtta oturuyordu.
Melek miydi, cin miydi, birşey anlayamadım.
Korkup,
Hatîce ile, sana haber yolladım.)
Hazret-i Ebû
Bekir, dedi ki cevâbında:
(Yârın
Hatîce’yi de, götürüver yanında.
O şahıs yine sana görünürse, o zaman,
Hatîce’ye
söyle de, başını açsın o an.
Hatîce’nin saçına, bakar ise o eğer,
Bil ki, la’în
“şeytân”dır, ona hiç verme değer.
Yok eğer bakmaz ise, o zaman mübârektir.
“Cebrâil”
ismindeki, çok ulu bir "melek"tir.)
Böylece
ertesi gün, o Server-i enbiyâ,
Hazret-i
Hatîce’yi, alıp gitti Hirâ’ya.
Yine taht üzerinde, görününce o birden,
Hatîce
vâlidemiz, başını açtı hemen.
O, başını çevirip bakmayınca, bildi ki,
Gördüğü,
"şeytân" değil, "melek"tir elbette ki.
Hazret-i "Ebû Bekr"in îkâziyle, o gece,
O Server,
endîşeden halâs oldu böylece.
|