|
01 - HAZRET-İ EBÛ BEKR
(Radıyallahü Anh)
BU
SEFERDEN VAZGEÇMEM
Dünyâdan
âhırete göçmesiyle Resûl'ün,
Halîfe
seçilmesi, îcâb etti aynı gün.
Ve lâkin bir tereddüt oldu ki o arada:
“Halîfe,
bir mi olsun, iki mi olsun ya da?”
Bir başka
tereddüt de, şu idi ki: “Halîfe,
Ensârdan mı
seçilsin, Muhâcirden mi?”
diye.
Bu iki mes’elede, eshâb karârsız iken,
Hazret-i "Ebû
Bekir", ortaya çıktı birden.
Dedi: (Ey müslümânlar, hamdolsun Rabbimize,
Ki, hidâyet
yolunu, gösterdi hepimize.
Şimdi görüyorum ki, tereddüt edersiniz.
“Halîfe, bir
mi olsun, ya iki mi?”
dersiniz.
Şunu iyi bilin ki, olmaz iki halîfe.
Bana
soruyorsanız, karşıyım bu teklîfe.
Bir hânenin içinde, iki hâne sâhibi,
Bir kında,
iki kılıç bulunmadığı gibi.
Yine ben işittim ki Resûl'ün kendisinden:
(Halîfe,
olmalıdır Kureyş kabîlesinden.)
Cümle eshâb
dinleyip, onu tasdîk ettiler.
Onun dediği
gibi, hâl yoluna gittiler.
Yine Resûl, dünyâya etmeden henüz vedâ,
Hazret-i "Üsâme"yi,
göndermişti cihâda.
Lâkin islâm ordusu, çıkmadan Medîne’den,
Allahın
Sevgilisi, göç etti bu âlemden.
Bir tereddüt geldi ki yine her sahâbîye:
“Gidelim mi,
veyahut dönelim mi geriye?”
Zîrâ
Resûlullahın, vefâtıyla berâber,
Rücû etti
islâmdan bir kısım kabîleler.
Çok yerde, karışıklık baş gösterdi o ara.
Fırsat oldu
bu durum, cümle münâfıklara.
Saldırmak istediler, mü’minlere her yerden.
Eshâbın
tereddüdü olmuştu bu sebepten.
Muhâcirîn ve Ensâr, dediler ki ekserî:
(İptâl etsin
Üsâme, gideceği seferi.
Zîrâ biz gönderirsek orduyu uzaklara,
Saldırır
münâfıklar, gelip müslümânlara.)
Lâkin
Hazret-i Sıddîk, Hızır gibi yetişip,
Hitâb etti
eshâba, bir hutbe îrâd edip.
Dedi: (Ey müslümânlar, bilin ki şunu
iyi,
Dağdan
kurtlar inerek, yiyecek olsa bizi,
Yine
Resûlullaha tam uyabilmek için,
Vazgeçmem bu
seferden, doğrusu budur işin.)
Daha sonra
dönerek Hazret-i Üsâme’ye,
Buyurdu:
(Devâm edin, yarım kalan sefere!)
Buna vâkıf
olunca kâfir ve münâfıklar,
İslâmın bu
gücünden, korkuya kapıldılar.
Dediler: (Mü’minlerin, ne büyük ki
ordusu,
Bir kısmı,
uzaklara gitti, hayret doğrusu.)
|