|
01 - HAZRET-İ EBÛ BEKR
(Radıyallahü Anh)
DOSTU DOSTA KAVUŞTURUN!
Hazret-i
Âişe'den edilir ki rivâyet:
Babam, dâr-ı
bekâya göç eyledi nihâyet.
Tereddüt eyledi ki, sahâbenin her biri:
“Nereye
defnedelim acabâ Ebû Bekr'i?”
Ben de, bu
ızdırâbla, uyudum o arada.
Kulağıma,
gâibden geldi şöyle bir nidâ:
(Dostu,
dostun yanına, ulaştırın!)
diyordu.
Bu ses, cümle
eshâba, mânevî rehber oldu.
Uyanınca, eshâba anlattım bu rüyâyı.
Dediler:
(Biz de duyduk, gece aynı nidâyı.)
Artık lüzûm
kalmadı istişâre etmeye.
Defnedildi
Resûl'ün bulunduğu hücreye.
Ayrıca kendisi de, vefât etmeden önce,
Vasıyyet
eylemişti, sahâbeye şöylece:
(Eğer vefât
edersem, cenâzemi alınız.
Hücre-i
seâdetin, eşiğine varınız.
Kapısını çalarak, içeri defnim için,
Resûl-i
kibriyâdan isteyin ruhsat, izin.
Eğer açılır ise kapı kendiliğinden,
Cenâzemi,
hücreye defnedin siz de hemen.)
Hazret-i Ebû
Bekir, vaktâ ki etti vefât,
Cenâze
hizmetleri, icrâ oldu o sâat.
Vasıyyet mûcibince, cenâzeyi aldılar.
Hücre-i
seâdetin, tam önüne vardılar.
Kapısını çalarak, dediler: (Ebû Bekir,
İçeri defni
için, izin istemektedir.)
Bu arzı
müteâkip, bütün eshâb-ı kirâm,
“Ne cevap
gelir?” diye, beklerken merakla tam,
Kapı derhâl
açılıp, ardından geldi bir ses.
Orada
olanlardan, işitti bunu herkes.
Diyordu: (Cenâzeyi, içeri getiriniz.
Hazret-i
Peygamberin, yanına defnediniz.)
Girip
defneylediler içeri cenâzeyi.
Sahâbenin
cümlesi, gördü bu hâdiseyi.
Yine "Sıddîk-ı ekber", ölüm hastalığında,
Âişe
vâlidemiz bulunurdu yanında.
O, hasta yatağında, erişmeden henüz mevt,
Hazret-i
Sıddîka'ya, eyledi bir vasıyyet.
Buyurdu ki: (Ey kızım, ben vefât
ediyorum.
Lâkin
çocuklarımı, sana bırakıyorum.)
Bir miktâr
sükût edip, dedi ki daha sonra:
(İki kız, iki
oğlan, göz kulak ol onlara!)
Lâkin o,
hayret edip, arz etti ki bâhusûs:
(Kız kardeşim
bir idi, siz iki buyurdunuz.)
Dedi ki:
(Hâmiledir hanımım şu an benim.
Doğumu pek
yakındır, "kız" olur zannederim.)
Bu vasıyyeti
yapıp, vefât eyledi hemen.
Doğum oldu,
baktılar, “Kız” oldu hakîkaten.
|